İçeriğe geç
Pazar Yazıları Yeni yazı: Her hafta pazar günü
Sayı 027

Tuz Kokmadan

Pazar Yazıları 9 Ağustos 2026 · 5 dk okuma

Son bir yılı aşkın süredir kamuoyuna yansıyan haberleri, iddiaları, soruşturma dosyalarını ve özel hayata ilişkin son derece rahatsız edici yazışmaları gördükçe insanın içinden tek bir cümle geçiyor nasıl bu duruma geldik

Gerçekten çok üzücü ve utanç verici

Mesele artık bir siyasi partiyi savunmak yada eleştirmenin ötesinde bambaşka bir hal aldı

Mesele

Siyasetin itibarı, kamu ahlakı ve milletin devlete duyduğu güven

Rüşvet ve yolsuzluk iddiaları, belediyeler üzerinden kurulduğu ileri sürülen çıkar ilişkileri, tutuklamalar, davalar ve kamuoyuna yansıyan son derece çirkin ahlaksız görüntüler

Bunların hangisinin suç teşkil ettiğine elbetteki bağımsız yargı karar verecek.

İddia ile hükmü birbirine karıştırmamak, hukuk devletinin vazgeçilmez en önemli. şartıdır.

Ancak siyasetçininsorumluluğu yalnızca mahkum olmamak değildir.

Siyasetçi aynı zamanda temizşeffaf, hesap verebilir ve temsil ettiği makama yakışır olmak mecburiyetindedir.

Üstelik bu ölçünün partisi de olmaz olamazda

AK Partili, CHP’li, MHP’li, İYİ Partili veya başka bir partiden olması hiçbir şeyi değiştirmemeli.

Çünkü yolsuzluğun sağcısı solcusu ahlaksızlığın iktidarı muhalefeti olmaz.

Bir siyasetçi hakkında böylesine ağır iddialar ortaya çıktığında yapılması gereken tek şey suçlamaların üzerini siyasi aidiyetle örtmek olamaz.

Sonuna kadar araştırılsın, suçlu varsa cezasını çeksin, masumsa itibarı iade edilsin denmelidir

İşte asıl arınma buradan başlar

Türkiyenin ihtiyacı birbirinin kirini örten siyasi kamplar olmamalı gerektiğinde kendi içindeki yanlışada YANLIŞ diyebilecek siyasi ahlak ve dürüstlük olmalıdır.

Çünkü bir ülkede insanlar adalete, siyasete ve kamu kurumlarına güvenlerini kaybetmeye başlarsa mesele artık seçim kazanmak veya kaybetmek noktasından çıkar.

Partiler seçimde kaybedebilir ve yeniden seçimde kazanabilir.

Ama millet güvenini kaybederse onu geri kazanmak yıllar yıllar sürer.

Bu nedenle bugün herkesin, özelliklede siyasi liderlerin aynaya bakması gereken bir dönemden geçiyoruz.

Savunmak yerine sorgulamak

Örtmek yerine araştırmak

Taraf olmak yerine hukukun yanında durmak gerekiyor.

Atalarımızın çok anlamlı bir sözü var

BALIK BAŞTAN KOKAR

Ama burada asıl tehlikeli olan yanlışların normalleşmesi ve toplumun bunlara alışması.

İşte o zaman artık balık değil

TUZ KOKMAYA BAŞLAR

Veee tuz kokarsa, mesele bir partinin değil hepimizin ülkenin meselesi olur.

BURADA MESELE SUÇLAMAK DEĞİL
HESAP VEREBİLMEKTİR

Demokrasi tarihi bize önemli bir gerçeği öğretti

Kurumların ve siyasi hareketlerin büyüklüğü, hiç hata yapmamalarıyla değil

Hata ve ciddi iddialarla karşılaştıklarında nasıl davrandıklarıyla ölçülür.

Dünyanın köklü demokrasilerinde bir siyasetçi veya kamu yöneticisi hakkında ciddi bir iddia ortaya çıktığında beklenen yargının görevini yapması kurumların belgelerini açması denetim mekanizmalarının çalışması ve siyasi sorumluların kamuoyuna açıkça hesap verebilmesidir.

Çünkü hukuk devletinde masumiyet karinesi ne kadar vazgeçilmez ise hesap verebilirlikde o kadar vazgeçilmezdir.

Ne varki siyasi tarihimizde zaman zaman bambaşka alışkanlıklarla karşılaşıyoruz.

Bir kurumun, belediyenin veya siyasi partinin mensupları hakkında soruşturma, kovuşturma, suçlama yada tutuklama gündeme geldiğinde daha yargılama tamamlanmadan meselenin tamamını yalnızca

SİYASİ OPERASYON,

İKTİDARIN MUHALEFETİ YIPRATMA GİRİŞİMİ

KOMPLO

olarak açıklamak kolay ve ucuz bir savunma yöntemi haline geliyor.

Elbette siyasi saikle hareket edildiği iddiasıda demokratik bir ülkede tartışılabilir, araştırılabilir ve gerektiğinde eleştirilebilir bunlar çok normal

Devletin yargı gücü hiçbir zaman siyasi hesaplaşmanın aracı haline gelmemelidir.

Fakat bunun terside aynı derecede önemli

Her soruşturmayı siyasi ilan etmek her iddiayı komplo diyerekreddetmek ve ortaya çıkan her belgeyi yalnızca taraftar psikolojisi ile açıklamaya çalışmakta gerçeklerle yüzleşmenin alternatifi olamaz

Çünkü toplum yalnızca söylenene değil, ortaya çıkan tabloyada bakar.

Siyasette belkide en tehlikeli savunma biçimi yanlışı başka bir yanlışın arkasına saklamak

Böyle davranıldığında kurum kendisini koruduğunu zannederken aslında kendi itibarını aşındırır.

Böyle durumda kendi seçmenini bir süre ikna edebilirdiniz fakat toplumun tamamının güvenini hiçbir zaman kazanamazsınız

İşte burada siyasetin en zor fakat en kıymetli kelimesi karşımıza çıkıyor

ÖZELEŞTİRİ

Bizden olduğu için doğrudur anlayışı yerine,
Bizden olsa da yanlışsa yanlıştır diyebilmek
Bir siyasi hareketi asla küçültmez.

Tam tersine büyütür.

Çünkü demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir.

Demokrasi aynı zamanda hukuk ahlak edep denetim liyakat şeffaflık kurumsal hafıza vicdan ve hesap verebilme kültürüdür.

Ben meseleye herhangi bir partinin penceresinden bakmıyorum

Bugün CHP için söylediğimi yarın AK Parti MHP İYİ Parti veya başka herhangi bir siyasi hareket içinde aynı samimiyette söyleyebilmeliyim.

Çünkü devlet hepimizin belediyeler hepimizin kamu kaynakları hepimizin ve en önemlisi Türkiye hepimizin.

ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKMAZ

Sözü halkımızın iradesinden doğmuştur.

Elbette hukuk bakımından duman görmek, yangının ve failin kesin kanıtı değildir.

Suçu mahkeme belirler.

Fakat siyaset bakımından ortada sürekli duman varsa yapılması gereken, dumanı göstereni suçlamak olmamalı önce dönüp BU DUMAN NEREDEN GELİYOR? diye bakmak gerekir.

İşte yıllardır bizi aynı yerde tutan temel yanlışlardan biride tamda bu.

Eleştireni düşman

Soru soranı karşı taraf

Araştıranı hain

kabul ettiğimiz müddetçe hiçbir siyasi yapı gerçek anlamda kendisini yenileyemez.

SON SÖZ
Bu ülkenin insanlarının artık kusursuz siyasetçilere değil hatasını kabul edebilecek kadar erdemli, vicdanlı hesabını verebilecek kadar cesur ve kamu görevini emanet sayacak kadar ahlaklı yöneticilere ihtiyacı olduğuna inanıyorum.

Hiç kimse peşinen suçlu değildir.

Ama hiç kimsede makamının partisinin veya arkasındaki kalabalığın büyüklüğü nedeniyle hesap vermekten muaf değildir.

Adaletin terazisi parti rozeti taşımaz.

Yanlış yapan bizdense susmak, karşı taraftansa bağırmak adalet değildir.

Bunun adı olsa olsa yalnızca tarafgirliktir.

Ve lütfen unutmayalım

Bir yanlışın üzerini örtebilirsiniz fakat onu ortadan kaldırmış olamazsınız.

Gerçeği bir süre susturabilirsiniz; fakat sonsuza kadar susturamazsınız.

Hz. Ali’nin çok anlamlı bir söz var

HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR

Ben buna bir cümle daha eklersem

Bir siyasi hareketi asıl yıpratan yanlızca onun hakkında soruşturma açılması değildir.

Yanlış ortaya çıktığında onu temizlemek yerine savunmayı tercih etmesidir.

Çünkü siyasetçinin en büyük sermayesi makamı değil, güvenilirliğidir.

Makam kaybedilir, kaybedilen makam yeniden kazanılabilir.

Seçim kaybedilir, bir sonraki seçim kazanılabilir.

Ama güven kaybedildiğinde, sandık bile onu hemen geri getiremez.

Ve işte tam da bu yüzden, mesele balığın kokması değil

Asıl korkmamız gereken, tuzun kokmasıdır.

TUZ KOKMADAN yazımın özü aslında çok basit

Bir siyasi parti hakkında rüşvetten yolsuzluğa, etik dışı ilişki iddialarından kamu görevinin gerektirdiği sorumluluğa kadar böylesine ağır tartışmalar yaşanıyorsa, yapılması gereken ilk iş karşı tarafı suçlamak değil, kendi evinin içine bakmaktır.

Geçmişte veya bugün iktidarın yaptığı yanlışlar elbette ayrıca eleştirilir.

Hukuka aykırı bir siyasi müdahale varsa onada karşı çıkılır.

Fakat bunların hiçbiri bir partinin kendi içindeki yanlışlarının cevabı olamaz.

AKP’nin yanlışı CHP’nin yanlışını aklamadığı gibi, CHP’nin yanlışı da AKP’nin yanlışını haklı çıkaramaz.

Ve son sözüm şu

Her defasında aynaya bakmak yerine karşınızdaki AKP’yi ve Erdoğan’ı işaret ederseniz bir gün dönüp baktığınızda rakibinizi hala karşınızda, fakat kendi partinizi bıraktığınız yerde bulamayabilirsiniz.

Çünkü başkasını suçlamak seçim kaybettirebilir veya kazandırabilir ama kendi hatasını görememek bir siyasi hareketin geleceğini kaybettirir.

Ayna karşısındakine
Mazeret değil, kendi yüzünü gösterir.

Mustafa Berk
9 Ağustos 2026