İçeriğe geç
Pazar Yazıları Yeni yazı: Her hafta pazar günü
Sayı 010

Tarihin En Büyük Trajedisi

Pazar Yazıları 17 Nisan 2026 · 6 dk okuma

Tarihin En Büyük Trajedisi mi?
​
Lütfen şu soruyu sorun kendinize

​Nasıl oldu da bir avuç insan tüm dünyayı rehin aldı?

Nasıl oldu da Kongre’nin %96’sı tek bir lobinin finansmanıyla hareket eder hale geldi?

Nasıl oldu da ABD başkanları kim olursa olsun, hangi partiden gelirse gelsin, İsrail’in emrini yerine getirmek zorunda kaldı?

Nasıl oldu da BM Raportörü Francesca Albanese, İsrail’in soykırımını belgelediği için evine el konuldu, kredi kartları bloke edildi ve Dünya Bankası eşini işten kovdu?

Nasıl oldu da İsrail Başbakanı İspanya’ya “Yakında bedelini ödeyeceksin” diye tehdit savurdu?

Nasıl oldu da Japonya tüm İsrailli turistlerin girişini yasaklamak zorunda kaldı?

Nasıl oldu da İtalya savunma anlaşmasını askıya almak zorunda kaldı?

Nasıl oldu da İsrail medyası “Türkiye ile savaşırsak kaybederiz” diye analiz yazmak zorunda kaldı?

​Bunların hepsinin cevabı var.

Ve o cevap tarihin ta derinliklerinde yatıyor.

​Osmanlı’nın Hediyesi, Dünyanın Belası
​Önce tarihin en büyük ironisini anlatalım.
İsrail bu topraklara nasıl geldi?

Avrupa’da yüzyıllarca zulme uğrayan Yahudi halkı, en büyük sığınağı Osmanlı İmparatorluğu’nda buldu. İspanya’dan kovulanlar, Avrupa’nın dört bir yanından kaçanlar Osmanlı’ya sığındı.

Ve

Osmanlı onları kabul etti. Çünkü Osmanlı medeniyetti. Osmanlı insanlıktı. Osmanlı “Gel, bu topraklarda huzur içinde yaşa” diyebilen bir devlet aklıydı.

​Ve

Osmanlı onlara şunu söyledi: “Filistin’e gidin. Oradaki kardeşlerinizle yan yana yaşayın.”

​Ne yaptılar?

Önce sinsice toprak satın aldılar; Filistinlileri kandırarak, birer birer, parça parça. Sonra o topraklar üzerinde güç inşa ettiler.

Sonra 1948’de devlet ilan ettiler.

Sonra Filistinlileri kendi topraklarından sürdüler.

Sonra Gazze’yi açık hava hapishanesine çevirdiler.

Sonra binlerce çocuğu bombaladılar.

Sonra Lübnan’ı “tampon bölge” diyerek işgal ettiler.

Şimdi ise Güney Lübnan’da Bint Cubeyl’e kadar uzanan toprakları yutmak istiyorlar.

​Haritaya bakın.

Litani Nehri’ne kadar uzanan kırmızı alanlar İsrail işgali altında.

Bu, Filistin’de olanın aynısı.

Önce “güvenlik bölgesi,”
sonra yerleşimci,
sonra ilhak.

Osmanlı’nın hediyesi işte böyle karşılık buldu.

​Kongre’nin Yüzde 96’sı

​Şimdi Washington’a bakalım.

535 kongre üyesinin 515’i AIPAC’tan bağış aldı.
Trump’ın yardımcısı JD Vence de dahil

AIPAC. İsrail’in Amerika’daki lobi örgütü.

Tom Cotton’a 2.9 milyon dolar. Rick Scott’a 5 milyon dolar. İsimler uzuyor, rakamlar büyüyor.

​Ve sonuç şu: ABD Başkanı kim olursa olsun, hangi partiden gelirse gelsin, Kongre’de çoğunluğu kim tutarsa tutsun, İsrail’in çıkarlarına karşı hareket etmek neredeyse imkânsız.

Demokrat Temsilci Mark Pocan ne dedi?
​”Trump yönetimi Kongre’ye veya Amerikan halkına değil, Netanyahu’ya rapor veriyor.”

​Bu cümleyi bir daha okuyun.

Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi temsilcisi söylüyor bunu.

Peki buna şaşırmalı mıyız?

Hayır.

Çünkü bu yeni bir şey değil.

Vietnam Savaşı’nda da ABD’nin çıkarı yoktu.

Afganistan’da da. Irak’ta da, Suriye’de de, İran’da da.

Ortak nokta ne?

Hepsinin ön cephesinde ABD var.

Ve hepsinin arkasında İsrail lobisinin çıkarları.

Öyleyse bunların hepsinin tek bir adı var

Amerikan Savaşı değil, İsrail Savaşı.

​Çin Gemisi ve Abluka

​14 Nisan 2026.
ABD’nin Hürmüz ablukasına rağmen Çin gemisi “Rich Starry” boğazdan geçti.
250 bin varil metanol taşıyan bu gemi Trump’ın tehdidini hiçe saydı.

Trump çıldırdı.
Ama ne yapabilir?
Çin’e savaş açabilir mi?

​İşte şimdi gerçek güç dengesi ortaya çıkıyor.
Japonya İsrailli turistlere kapılarını kapattı. İtalya savunma anlaşmasını askıya aldı. İspanya’ya “bedelini ödeyeceksin” diyen Netanyahu’ya İspanya Başbakanı: “Siz soykırımcı ve suçlu bir rejimsiniz; hepiniz yargılanacaksınız” diye yanıt verdi.

​Dünya dönüşüyor.

Yavaş ama dönüyor.

​BM Raportörünün İnfazı

​Francesca Albanese.
BM Filistin İnsan Hakları Raportörü.

Ne yaptı?

İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığını belgeledi. Raporunu yazdı. Gerçeği söyledi.

​Ne oldu?

ABD’deki evine el koydular. Finansal hareketlerini kısıtladılar. Kredi kartlarını bloke ettiler. Dünya Bankası eşini işten kovdu. Yakınlarından borç almak zorunda kaldı.
“Yargısız mahkûm edildim” dedi.
​Bu bir BM raportörüne yapıldı.
Uluslararası hukuk adına konuşan, belgelere dayanan, gerçeği söyleyen bir kadına.

Peki buna kim ses çıkardı?

Sessizlik.

O sessizlik de suç ortaklığıdır.

​İsrail’in Gerçek Yüzü

​L’Espresso dergisi bir fotoğraf yayımladı.

Batı Şeria’da Filistinli bir kadının yanında duran silahlı bir İsrailli yerleşimci. Yüzünde alaylı bir sırıtma. Kadın önüne bakıyor. Yerleşimci zafer kazanmış gibi poz veriyor.
İsrail yetkilileri gazeteciye “antisemitist” dedi. Fotoğrafın yapay zeka ürünü olduğunu iddia etti. Ama gazeteci Pietro Masturzo, fotoğrafı 12 Ekim’de çektiğini belgeledi.
​Bu fotoğraf barbarlığın simgesi oldu.
“Dünyanın en ahlaklı ordusu” diyenlere gösterin bu fotoğrafı.

​Türkiye’nin Kaybetmesi Söz Konusu Değil

​İsrail medyası ne yazdı biliyor musunuz?
“Türkiye ile savaşırsak kaybederiz.”
Analiz: “Olası bir çatışmada Ankara’nın kaybetmesi söz konusu değil.”
Başka bir analiz: “İsrail, Türkiye karşısında ABD desteğine ihtiyaç duyabilir.”
​Netanyahu Erdoğan’a iftira attı, hakaret etti, tehdit savurdu.

Neden?

Çünkü korkuyor.

Çünkü Türkiye barış masasını kuruyor. Türkiye, Antalya’da Hürmüz masasını oturtuyor. Türkiye hem NATO içinde hem Müslüman dünyasında hem de Batı ile Doğu arasında köprü kuruyor.
Ve İsrail biliyor ki Türkiye’yi karşısına alırsa, bu bölgede hiçbir şey planladığı gibi gitmeyecek.

​Amerikan Savaşları

​Vietnam Savaşı.

Afganistan Savaşı.

Irak Savaşı.

Suriye Savaşı.

İran Savaşı.

​Ortak noktaları ne?

Hepsinin karşısında ABD var. Ama hiçbirinde Amerikan toprağı söz konusu değil. Yakılan yıkılan yerler var. Ve arkasında İsrail lobisinin çıkarları var.

Bu savaşların önceki dönemlerinde en azından “barış ve demokrasi getiriyoruz” yalanı vardı.

Bir kılıf vardı. Bir vitrin.

Trump döneminde o vitrin de kalktı.

Artık sadece küfür var. Tehdit var. Kafes dövüşü keyfi var.

Artık “Sizi taş devrine döndürürüm” var.

Artık Minab’da 160 kız çocuğu var.

Artık hiç utanma yok.

​Tarihin Hesabı

​Şimdi tarihe bakalım.
Hz. Musa İsrailoğullarını Firavun’un zulmünden kurtardı. Onlara özgürlük verdi. Onlara bir yurt gösterdi. Onlara “seçilmiş kavim” olmanın sorumluluğunu anlattı.
Hz. İbrahim’in soyundan gelen bu kavme, en son peygamber Hz. Muhammed Mustafa da “Gelin, birlikte yürüyelim” diye çağrı yaptı.
​Cevap ne oldu?
“Sana gönül penceremiz kapalıdır.”

​Seçilmiş olmak şımarıklık değildir. Seçilmiş olmak sorumluluktur.

Sorumluluktan kaçınıldığında tarih o kavmi hesaba çeker.

Ve tarih defalarca çekti.

Nazi Almanyası korkunçtu. Soykırım insanlığın en büyük utancıdır. Ama o acının üzerine inşa edilen bu iktidar, zulmü meşrulaştırmaz.

Mazlum olmak, zalim olmayı hak ettirmez.

Gazze’de öldürülen her çocuk bu gerçeğin kanıtıdır.

​Türk Milletine Dair
​Ve son olarak şunu söyleyelim.

Napolyon ne dedi?
​”Türklerle asla savaşma. Hepsini öldürsen bir tek Türk kalır, o da ordu kurar, dünyaya hükmeder.”

​Bin yıldır bu topraklarda akan o kan boşuna akmadı. Çanakkale’de “Size geçit yok” diyen ruh boşuna konuşmadı. O ruh hâlâ yaşıyor.
Ve İsrail kendi medyasında yazıyor: “Türkiye ile savaşırsak kaybederiz.”

Hesap kitap böyle yapılıyor.

​Son Söz

​Dünya dönüşüyor.
İtalya savunma anlaşmasını askıya aldı. Japonya kapılarını kapattı. İspanya “Hepiniz yargılanacaksınız” dedi. Çin gemisi ablukayı deldi. BM raportörü gerçeği söyledi. Tel Aviv’de İsrailli anneler sokaklara döküldü.
​Zulüm büyüdükçe direniş de büyüyor.

Ve tarihin en büyük gerçeği şu

Hiçbir imparatorluk sonsuza kadar yaşamadı.

​Roma geçti. Moğol geçti. İngiliz geçti. Sovyet geçti.

Bu da geçecek.

​Soru şu

Biz o geçişi hızlandırmak için sesimizi yükseltecekmiyiz?

Yoksa sustukça büyüyen zulmün suç ortakları mı olacağız?

Zulüm silahla değil, sustukça büyür.

Sesini yükseltmek, dünyanın en güçlü silahıdır.

Ve o ses, bir gün mutlaka kazanacaktır.

Çünkü Yaratan, mazlumun yanındadır. Her zaman.
​
17 Nisan 2026