Ateşin Üzerinde Dans Eden Dünya

Her sabah uyandığımızda dünya biraz daha farklı bir şey oluyor.
Bu pazar sabahıda öyle oldu
Şu ana kadar olan en tuhaf dönem de yaşıyoruz.
Bir adam çıkıyor,
“8 ülkeyle savaşı bitirdim Nobel barış ödülü benim hakkım” diyor.
Aynı adam, müttefiklerine “bize destek vermediniz, Grönland’ı hatırlayın” diye tehdit savuruyor. Vatikan’ı azarlıyor. Orta Doğu’yu ateşe verirken bir yandan da “biz kazandık” diye övünüyor.way be bu adam kim?
Bu nasıl bir dünya?
42 günde 6.657 saldırı. Lübnan’da 254 kişi bir gecede hayatını kaybetti alçskça öldürüldü. Beyrut’ta apartmanlar enkaza döndü. Ateşkes ilan edilmişti ama İsrail umursamadı. “Sonsuz Karanlık” adını verdikleri operasyonla sivilleri hedef aldılar.
Ve dünya seyretti.
Arap devletleri sustU.
Büyük güçler hesap yaptı.
BM kınama bildirisi hazırladı.
Çocuklar enkaz altında kaldı.
Şimdi insanlığa bir soru sormam gerekiyor
8 milyar insanlık bu dünya, nasıl olur da 30 milyonluk bir devletin rehinesi haline gelir?
Bu soru beni yıllardır rahatsız ediyor. Ama bu hafta daha da yakıcı hale geldi.
Çünkü Pakistan’da görüşmeler yapılıyor, ateşkes konuşuluyor, Türkiye arabuluculuk yapıyor, Çinli profesörler analizler yazıyor… Ama Lübnan’da bombalar durmuyor.
Bir yanda diplomasi masaları, öte yanda enkaz yığınları.
Türkiye ne yapıyor bu tabloda?
Haaretz bile yazdı Türkiye son dakikaya kadar masadaydı. Türk Dışişleri Bakanı gece yarısına kadar müzakere etti. Ankara hem ABD hem İran hem de Pakistan ile köprü kurdu.
Bir Çinli profesör şunu dedi
“Bu savaşın gerçek kral yapıcısı Türkiye. Kimsenin izlemediği ama her şeyi belirleyebilecek ülke.”
Bu çok çok doğru bir tespit.
Ama yeterli mi?
Hayır.Asla yeterli değil
Çünkü Türkiye tek başına dünyayı değiştiremez. Rusya kurnazca bekliyor. Çin petrol hesabı yapıyor. Avrupa kendi içinde çatlıyor. ABD ise bir yandan İran’la müzakere yapıp öte yandan müttefiklerini tehdit ediyor.
Peki bu kaos içinde ne yapmalı?
Ben size hem umutsuz hem de umutlu bir şey söyleyeceğim.
Umutsuz olan şu Devletler vicdanla değil çıkarla hareket eder. Bu böyle oldu, böyle olacak.
Umutlu olan şu Devletler değişmez ama insanlar değişir. Ve yeterince insan değişirse devletler de değişmek zorunda kalır.
Pew Research’ün son anketi şunu söylüyor
Amerikalıların yüzde 60’ı artık İsrail politikalarına olumsuz bakıyor.
Bu rakam geçen yıl çok daha düşüktü.
Demokrat Partili politikacılar İsrail lobisiyle aralarına mesafe koyuyor.
ABD’de savaş karşıtı gösteriler büyüyor.
Yani bir şeyler kıpırdıyor.
Size bugün bir çağrıda bulunmak istiyorum.
Lütfen sessiz kalmayın.
Sosyal medyada paylaşmak yetmez, biliyorum.
Ama sustukça normalleşiyor.
Her katliamı “bu da geçer” diye geçiştirdikçe, bir sonraki katliam daha kolay geliyor.
Filistin’de olan bitene ses çıkarın.
Lübnan’daki sivillerin adını anın.
Soykırım kelimesinden korkmayın.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni destekleyin.
BM’yi reform için zorlayan seslere kulak verin.
Ve şunu bilin
Tarih, zalimlere karşı susmayı hiçbir zaman affetmemiştir.
Son söz
İlahi adalet denen şey bazen geç gelir.
Ama gelir.
Nürnberg mahkemeleri kurulduğunda pek çok insan “bu mümkün değil” demişti. Apartheid yıkıldığında “bu hayal” denilmişti. Milosevic yargılandığında “bu olmaz” denilmişti.
Oldu.
Hepsi oldu.
Bu dünyanın vicdanı ölmedi.
Sadece uyuyor.
Onu uyandırmak bizim işimiz.
İyi pazarlar.
Umarım bu pazar , sadece kahvenizi değil, vicdanınızı da ısıtır.
Mustafa Berk
12 Nisan 2026