İçeriğe geç
Pazar Yazıları Yeni yazı: Her hafta pazar günü
Sayı 041

Kayseri’den Madrid’e… Yüz Yılın Hesabı, Otuz Hürjet’in Gururu!

Pazar Yazıları 17 Ekim 2026 · 5 dk okuma

İspanya’dan gelen bir haber insanı alıp tam yüz yıl öncesine götürüyor öyle sıradan bir haber değil bu. Türkiye’nin geliştirdiği HÜRJET, İspanya’nın 30 uçaklık yeni pilot eğitim programının temelini oluşturacak. Üstelik 15 uçak daha alınması konuşuluyor. Avrupa’ya Otomobilden sonra Uçakda ihracat etmeye başladık

İspanya dediğimiz de öyle herhangi bir ülke değil. Airbus’ın üretim tesisleri var, köklü bir havacılık sanayisi olsn bir ülke. Şimdi bu ülke, savaş pilotlarını Türk mühendislerinin geliştirdiği jetlerle yetiştirmeye hazırlanıyor.

İnsan okuyor, bir daha okuyor. Sonra ister istemez soruyor yahu biz nereden nereye geldik?
Hikaye aslında 1926’da başladı Cumhuriyet henüz üç yaşında bile değilken Anadolu yoksul, imkanlar kıt iken Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde Kayseri’de TOMTAŞ uçak fabrikası kuruldu. Almanya’dan getirilen makineler, türlü zorluklarla Kayseri’ye taşındı. İnsanların çoğunun hayatında uçak görmediği yıllardı o yıllar ve Anadolu’nun ortasında uçak üretmeye başladık, ne büyük cesaret, ne büyük hayal

Ne yazıkki Alman ortakla yaşanan anlaşmazlıklar ABD nin baskısı yüzünden fabrika 1928’de faaliyetini durdurdu. Sonra yeniden açılıyor, uçaklar üretiliyor ama üretim geriliyor, yerini bakım ve onarıma bırakıyor.

Bir de Vecihi Hürkuş var. Kendi uçağını yapmış, uçurmuş, ardından dönemin Hükümeti tarafından türlü türlü bürokratik engellerle takılmış sonunda pes etmemiş, yeni uçaklar yapmış, pilotlar yetiştirmiş oda sonunda yok olmuş

Nuri Demirağ deseniz ayrçok acıklı bir hikaye. Beşiktaş’ta fabrika, Yeşilköy’de Gök Okulu kurmuş. Kendi servetiyle yolcu uçağı geliştirmiş hatta iki uçak Mısır’a ihracat yapmış sonra sipariş iptalleri, davalar, maddi sıkıntılar İnönün emri ile fabrikasına kilit vurulmuş onun da havacılık hayali yarım kalmış.

Bugün hala fabrikayı neden kapattığını tartışıyoruz. Elbette tarihimizi bütün gerçekleriyle öğrenelim. Ama asıl acı olan, böylesine zor şartlarda oluşan bilgi ve üretim birikiminin devam ettirilememesi. Yazık olmuş

Şimdi sıkı durun. Yıl 1951. Ankara Etimesgut’ta ürettiğimiz THK-5A ambulans uçağını Danimarka’ya satıyoruz!

Evet, bundan tam 75 yıl önce Avrupa’ya uçak ihraç etmişiz. Danimarka’nın 1952 tarihli uçak sicilinde kayıtlı, fotoğrafları ortada duruyor.

İnsan düşünmeden edemiyor. Madem o yıllarda yapabiliyorduk, neden devamını getiremedik? Savaşların, yoklukların, yanlış tercihlerin ve siyasi çalkantıların bedelini ne kadar da ağır ödemişiz.

Denizcilikte bilinen bir gerçek vardır. Rotadan birkaç derece saparsanız ilk başta fark etmezsiniz. Ama yüzlerce mil sonra varacağınız limandan ne kadar uzaklaştığınızı görürsünüz. Memleketlerin kalkınma yolculuğu da böyle. Kaybedilen parayeniden kazanılır ama kaybolan elli yıl asla geri getirilemez.

Yıllar geçiyor. 2002’de Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK Parti iktidarı başlıyor. Savunma sanayisinde geçmişten devralınan ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN gibi kuruluşların birikimi üzerine yeni yatırımlar ve projeler ekleniyor.

Bugün gelinen noktayı rakamlar anlatıyor.

2002’de 248 milyon dolar olan savunma ve havacılık ihracatımız, 2025’te 10 milyar 54 milyon dolara ulaşmış. Yaklaşık kırk katı muazzam Stockholm merkezli SIPRI’nin araştırmasına göre Türkiye, 2021-2025 döneminde dünyanın en büyük 11. silah ihracatçısı olmuş inanılır gibi değil

Üstelik bu gelişmeyi artık yalnızca biz değil, tüm dünya konuşuyor.

Daha dün, 17 Ekim’de Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün yeni rakamları açıkladı. 2026’da imzalanan yeni sözleşmeler 15 milyar dolara ulaşmış. Yıl sonu hedefi 20 milyar dolar. Bunlar henüz gerçekleşmiş ihracat değil, imzalanan iş sözleşmeleri.

Dahada güzeli ise ASELSAN, ROKETSAN, TUSAŞ, HAVELSAN ve STM son üç yılda 16 binden fazla yerli firmayla çalışmış, bu firmalara 20 milyar doları aşan sipariş vermiş.

Yani mesele yalnızca birkaç büyük fabrikanın başarısı değil. Anadolu’nun dört bir yanındaki atölyenin, sanayicinin, tornacının, teknisyenin, mühendisin ortak emeği.

Bir rakam daha var ki çok şey anlatıyor. Savunma ve havacılık sanayimizin kilogram başına ihracat değeri, açıklanan verilere göre Türkiye ortalamasının kırk katına ulaşmış.

İşte kalkınmanın önemli tarafı tamda burada. Daha çok demir satmak değil, o demire akıl katmak. Bilgi, teknoloji, mühendislik satmak. Bir milletin alın terine değer katabilmek.

Şimdi HÜRJET var, HÜRKUŞ var, BAYRAKTAR var, AKINCI var, KIZILELMA var.

Ve elbette muazzam KAAN var

İlk uçuşunu 2024’te gerçekleştiren beşinci nesil savaş uçağı projemiz. Endonezya ile 48 KAAN için anlaşma imzalanmış durumda. Üstelik uçakların geliştirme çalışmaları henüz devam ederken. Bu nasıl bir gelişme muhteşem

Yerli TF35000 motoru üzerindede çalışılıyor. Henüz tamamlanmadı, önümüzde aşılması gereken teknik engeller var. Ama artık kendi motorunu, radarını, mühimmatını geliştirmeye çalışan bir Türkiye’den söz ediyoruz.

Çelik Kubbe, SİPER, HİSAR, millî radarlar, elektronik harp sistemleri… Birbirini tamamlayan koca bir teknoloji dünyası oluşuyor.

26 Nisan 2026’da yayımlanan “HALİÇ’TEN HİPERSONİK’E” başlıklı Pazar yazısında da ele alınan bu büyük teknoloji yolculuğu, bugün çok daha somut gelişmelerle devam ediyor.

Ve bütün bu haberlerin arasında insanın gözünün önüne yüz yıl öncesinin Kayseri’si geliyor. Fabrikada çalışan işçiler, Beşiktaş’ta uçak çizimlerine eğilen Nuri Demirağ, bütün zorluklara rağmen uçmaktan vazgeçmeyen Vecihi Hürkuş, Etimesgut’ta Danimarka’ya gönderilecek uçağı hazırlayan teknisyenler,,,,

Acaba o insanlar bugünleri görebilseydi ne hissederdin? Acaba o insanlar o günlerde engellemese idi bugün hangi durumda olurduk?

Atatürk’ün başlattığı havacılık hamlesinden bugüne kadar bu memlekete emek vermiş bütün kuşakların hakkını teslim etmek gerekir. Savunma sanayimizin son yıllardaki büyümesinde Erdoğan döneminde sürdürülen yatırımların ve projelerinde çok önemli yeri var.

Ama bu başarı yalnızca siyasetçilerin değil, o uçakların başında gecesini gündüzüne katan binlerce insanın ortak eseri alın teri var.

Çünkü siyaset gelir geçer, millet kalır.

Asıl mesele, yapılan güzel işlerin yarında kesintiye uğratmadan devam edebilmesi

Bir hükümetin başlattığı iyi bir projeyi diğeri daha ileriye taşımalı engellemeye kalkmamalı. Bir mühendis yetiştiğinde bilgisini kendi ülkesinde değerlendirebilmeli. Bir fabrika ekonomik sıkıntıya girdiğinde yılların teknoloji birikimi korunmalı.

Çünkü milletlerin gerçek zenginliği yalnızca toprağının altındaki maden değil, insanının aklındaki bilgidir.

1926’da Kayseri’de uçak yapmaya çalışan bir ülke derken 1951’de Danimarka’ya bir uçak satan Türkiye ve 2026’da İspanya’nın otuz jetlik programına imza atan Türk havacılık sanayisi.

Ne hikaye ama!

Yüz yıl sonra, 2126 yılında, bir Türk genci bugünkü gelişmeleri okuduğunda “Keşke devam ettirebilseydik” demesin.

“İyi ki atalarımız başlamış, biz de daha ileriye taşımışız” diyebilsin.

Hiçbir Vecihi’nin, hiçbir Nuri DEMİRAĞ’ın, Nuri KILLIGİL’in Şakir ZÜMRE’nin hiçbir genç mühendisin hayali bir daha yarım kalmasın.

Çünkü bir zamanlar büyük zorluklarla uçak fabrikasına makine taşıyan bu milletin torunları, bugün kendi uçaklarını dünya pazarına sunuyor.

İşte hepimizi gururlandıranda bu

Yolunuz açık olsun gençler. Gökyüzümüz, Denizlerimiz hep mavi kalsın.

BU DEFA HAYALLERİMİZ YARIM KALMASIN!

Mustafa BERK

18 Ekim 2026