İçeriğe geç
Pazar Yazıları Yeni yazı: Her hafta pazar günü
Sayı 033

Mekke’deki İmzaya Bir De Türkiye’den Bakalım

Pazar Yazıları 6 Eylül 2026 · 7 dk okuma

MEKKE’DEKİ İMZAYA

BİR DE TÜRKİYE’DEN BAKALIM

Bazen kimin yaptığına değil, yapılan işin Türkiye’ye ne kazandırdığına bakmak laxım

Türkiye siyasetinde çok garip bir huy var.

Bir iş yapılıyor, dahane getirip ne götüreceğini konuşulmadan kimin yaptığına bakılıyor.

İktidar yaptıysa muhalefet bir kusur arıyor, Muhalefetten bir fikir geldiyse bu defa iktidar tarafı burun kıvırıyor.

Sonunda asıl konuşulması gereken asıl meseleyi konuşamıyoruz ne kadar yanlış bir düşünce.

Bu yapılan antlaşma Türkiye’nin yararınamı, değilmi? Bunların konuşulması gerekir.

Ben Mekke’de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşmasına;

Ne AK Partili gözüyle, ne muhalefet gözüyle

Bir Türk vatandaşı gözüyle bakıyorum.

Çünkü bana göre bazı konular günlük siyasetin çok daha üzerindedir.

MEKKE’DE NE OLDU?

7 Ağustos’ta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında önemli bir savunma anlaşması imzalandı.

Kamuoyuna açıklanan en önemli tarafı şu oldu

Bu üç ülkeden birine silahlı saldırı yapılması, diğerlerine de yapılmış sayılacak.

Bu çok önemli ve küçümsenmeyecek bir cümle

Üstelik bu mesele sadece imzada da kalmadı. 31 Ağustos’ta İstanbul’da üç ülkenin dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanları bir araya gelerek bundan sonra işin nasıl yürütüleceği, ortak çalışmalar, savunma alanındaki iş birliği ve teknoloji gibi çok önemli konuları konuştular

Yani, Bir anlaşma imzaladılar, fotoğraf çektirdiler, sonrada dağıldılar denilecek bir durum değil

Bunun yarın nereye varacağını bugünden hiç kimse kesin olarak kestiremez.Ama ortada ciddiye alınması bir gerçek var

Bu anlaşmayı Cumhurbaşkanı Erdoğan imzaladı diye alkışlamak zorunda değiliz.

Ama Erdoğan imzaladı diye küçümsemek hiç doğru bir şey değildir ve son derece yanlıştır.

Türkiye burada ne kazandırıyor? Ona bakalım

Yarın Türkiye’nin başında başka bir Cumhurbaşkanı olur ve ülkenin güvenliğine, ekonomisine, savunma sanayiine veya dünyadaki itibarına katkı sağlayacak bir anlaşmaya imza atarsa, onuda tüm millet olarak hep birlikte desteklememiz gerekir.

Çünkü Erdoğan da gider, bir başkası da gider.

AK Parti de bir gün iktidardan gider, başka bir parti gelir.

Bu demokrasinin tabiatında var olan bir gerçek

Ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalır.

Ben onun için Mekke Anlaşması’nı parti meselesi olarak görmüyorum görmemek gerekir

Elbette eleştirilecek yönleri olabilir

“Elin savaşına biz sürüklenirmiyiz”

“Pakistan-Hindistan arasında bir savaş çıkarsa ne olur?”

“Suudi Arabistan başka bir ülkeyle çatışırsa Türkiye’nin durumu ne olacak?”

Bunları sormak son derece normal.

Ama anlaşmayı okumadan, araştırmadan, daha ne olduğunu anlamadan “Bundan bir şey çıkmaz” demek yanlış

ŞİMDİ ÜÇ ÜLKEYE TEK TEK BAKALIM

Türkiye’nin bugün önemli bir askeri gücü var.

NATO üyesi. Büyük ve tecrübeli bir ordusu var. Son yıllarda savunma sanayiinde küçümsenemeyecek işler yaptı.

İHA’lar, SİHA’lar, savaş gemileri, füzeler, hava savunma sistemleri, KAAN,,,vs

Bunların bazıları henüz yolun başında olabilir. Ama yirmi yıl önceki Türkiye ile bugünkü Türkiye’nin savunma sanayii aynı yerde değil.

Bunu kabul etmek için iktidar yanlısı olmaya gerek yok.

Suudi Arabistan’a bakıyorsunuz büyük bir mali gücü, enerji kaynakları ve islam dünyasında önemli bir yeri var.

Pakistan’a bakıyorsunuz büyük bir ordusu, ciddi askeri tecrübesi ve nükleer silahları var.

Şimdi Türkiye’nin teknolojisini ve askeri tecrübesini, Suudi Arabistan’ın parasını ve yatırım gücünü, Pakistan’ın askeri birikimini aynı yerde olduğunu düşünün.

Dünyadaki bazı yabancı yayınlarında bu anlaşmayla yakından ilgilenmesinin sebebide zaten bu.

PEKİ MISIR?

Mısır’ın bu anlaşmaya katılacağı kesinleşmiş değil.

Lakin anlaşmanın yeni ülkelere açık olduğu belirtiliyor. Dolayısıyla ileride Mısır’ın bu yapıya girmesi ihtimal dahilinde.

Olursa ne olur? Haritayı göz önünüze getirin

Mısır’ın bir tarafında Akdeniz, diğer tarafında Kızıldeniz var.

Diğer tarafda dünyanın en önemli ticaret yollarından Süveyş Kanalı var ve Afrika’nın kapılarından biri Mısır.

Orta Doğu’nun en kalabalık ve askeri bakımdan önemli ülkelerinden biri Mısır.

Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır’ın aynı savunma iş birliği içinde olduğunu düşünün.

Böyle bir yapının bölgede ağırlığı olmazmı?

Hem de ciddi olur ve muazzam bir güç ortaya çıkar.

Ama burada “ABD’yi geçtik, Çin’i geride bıraktık” demek yanlış olur.

ABD’nin dünyanın dört bir yanındaki askeri gücü belli. Çin’in ekonomik, teknolojik ve askeri kapasitesine belli.

Devletlerin gücü hiç bir zaman gazete manşetleriyle ölçülemez.

Bence Mekke Anlaşması’nın değeri zaten ABD’yi veya Çin’i geçmekte değil ki.

Türkiye artık bazı masalara çağrılmayı beklemek yerine o masanın kurulmasına katkı sağlayabiliyor mu? Ona bakmak lazım

NATO’DAN KOPMAK MI? Hayır ve asla

Ben Türkiye’nin NATO’dan kopmasının doğru olduğunu düşünemem

Aynı şekilde Türkiye’nin bütün geleceğini yalnızca Batı’ya bağlamasınıda doğru bulmam

Türkiye’nin coğrafyasına şöyle bir bakın.

Bir ayağımız Avrupa’da, bir ayağımız Asya’da.

Karadeniz’deyiz Ege’deyiz Akdeniz’deyiz.

Balkanlar yanı başımızda Kafkasya’ya komşuyuz.

Orta Doğu’nun tam dibindeyiz.

Türk dünyasıyla tarihi ve kültürel bağlarımız var.

İslam dünyasının önemli ülkelerinden biriyiz.

Böyle bir Türkiye’ye “Ya Batı’yı seç ya Doğu’yu” demek bana göre Türkiye’yi bilmemektir.

Ben yıllardır hep aynı şeyi söylüyorum

Türkiye, Doğu’nun en Batı, Batı’nın en Doğu ülkesidir.

Güney için Kuzey’den, Kuzey için de Güney’den vazgeçemeyiz.

Washington’uda dinleyeceğiz, Pekin’ide, Moskova’yıda, Beükseli’de dinleyeceğiz

Ama sonunda Ankara’da karar verilecek.

İşte bağımsız dış politika bu

MEKKE’Yİ NE KÜÇÜMSEYELİM

NE DE ABARTALIM

Doğru yürütülürse ileride çok daha önemli sonuçlar doğurabilir.

Ama bugünden destan yazmanın anlamı yok

bekleyip göreceğiz.

Bu üç ülke gerçekten ortak savunma projeleri yapabilecekmi?

Birlikte üretim olacakmı?

Türkiye’nin savunma sanayiine yeni pazarlar ve yeni yatırımlar gelecekmi?

Askeri iş birliği kağıt üzerindemi kalacak, sahada karşılığı olacakmı?

Bir kriz çıktığında üç ülke gerçekten birbirinin yanında durabilecekmi? Başka ülkeler katılacakmı?Bence bu anlaşmanın değerini tüm bunlar gösterecek.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın aynı savunma masasında oturması hafife alınacak bir gelişme değil.

Bu sırf Erdoğan döneminde oldu diye görmezden gelmek veya Erdoğan döneminde oldu diye olduğundan büyük göstermek yanlıştır.

Türkiye’ye Türkiye’den bakalım.

BİRAZDA KENDİ ÜLKEMİZE HAKKINI VERELİM

Ben 71 yaşındayım.

Türkiye’nin nerelerden geçtiğini az çok gördüm.

Bugün hala çok sorunumuz var. Hayat pahalılığımız var.Ekonomide çözmemiz gereken ciddi meseleler var.Eğitimde, hukukta, üretimde, gelir dağılımında daha iyi olmamız gerekiyor.

Bunları görmezden gelirsek kendimizi kandırmış oluruz.

Ama aynı şekilde son yirmi dört yılda Türkiye’nin yaptığı işleri görmezden gelirsekde kendi ülkemize çok ciddi haksızlık etmiş oluruz.

Yolları, köprüleri, havaalanlarını bir tarafa bırakın.

Ben özellikle Türkiye’nin kendi imkanlarıyla yapabildiği işlerin çoğalmasına bakıyorum.

Bir zamanlar dışarıdan almak için kapısında beklediğimiz bazı savunma sistemlerini bugün kendimiz yapıyoruz.

Kendi savaş gemilerimizi inşa ediyoruz.

İHA ve SİHA ihraç ediyoruz.

KAAN’ı uçurduk.

Füzeler geliştiriyoruz.

Uydular yapıyoruz.

Enerjide kendi kaynaklarımızı bulmaya çalışıyoruz.

Bunların hiçbirini bir siyasi partinin malı olarak görmüyorum.

Çünkü o fabrikalarda çalışan mühendisler bu ülkenin çocukları.

Tersanelerde çalışan işçiler bizim insanımız.

O uçakları uçuran pilotlar bizim evlatlarımız.

Üniversitelerde çalışan bilim insanları bizim insanlarımız.

Devletin parasıda milletin parası.

Başarı varsa, sonunda Türkiye’nin başarısıdır.

ATATÜRK BİZE HEDEFİ ZATEN GÖSTERMİŞTİ

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet için koyduğu hedeflerden biri, bu milleti çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmaktır demişti

Ben bu sözü yalnızca Batı’ya benzemek olarak anlamıyorum.

Benim anladığım şu

Dünyada bilim nerede ileriyse orada olacaksın.

Teknoloji nerede ileriyse yetişeceksin.

En iyi üniversitelerle yarışacaksın.

Kendi sanayini kuracaksın.

Hukukun güçlü olacak.

Çocuklarına iyi eğitim vereceksin.

Ve Üreteceksin.

Kimseye muhtaç olmadan yaşayabilecek kadar güçlü olacaksın.

Ve gerektiğinde kendi vatanını kendi silahınla savunabileceksin.

Atatürk’ün gösterdiği hedefe varmak işte bu

Daha vardık mı? Hayır.

Daha yapacak çoook işimiz var.

Ama yürüdüğümüz mesafeyi de inkar etmeyelim

Çünkü bu ülkenin başarısını küçültmek iktidarı küçültmek değildir.

Kendi milletimizin emeğini küçültmektir.

Dumlupınar’da bu ülkeyi bize bırakanlar hangi parti iktidara gelecek diye savaşmadılar.

Çocukları ve torunları başı dik, bağımsız ve güçlü bir ülkede yaşasın diye savaştılar.

Bugün bizim görevimiz de onların bıraktığı Türkiye’yi daha ileriye götürmek.

Kavga edeceğiz, tartışacağız, seçim zamanı sandığa gidip istediğimize oy vereceğiz.

Demokrasi zaten bunun için var.

Ama bayrak söz konusu olduğunda aynı bayrağın altında durmayıda bileceğiz.

Vatan söz konusu olduğunda aynı toprağa basıyoruz.

Türkiye güçleniyorsa bunun sevincini paylaşabilmeliyiz.

Çünkü hükümetler değişir.

Cumhurbaşkanları değişir.

Partiler değişir.

Bizler bir gün bu dünyadan gideriz.

Ama çocuklarımıza ve torunlarımıza bırakacağımız ülkenin adı yine aynı olacaktır

TÜRKİYE CUMHURİYETİ.

İşte onun için Mekke’deki imzayada böyle bakmak gerekir.

Ne alkışlamak için bahane arıyorum nede kötülemek için.

Tek bir sorum var

Türkiye’ye faydası varmı?

Varsa sahip çıkalım.

Yanlışı varsa söyleyelim.

Riski varsa tedbirimizi alalım.

Ama kendi ülkemizin büyümesinden, güçlenmesinden ve dünyada sözünün daha fazla dinlenmesinden rahatsız olmayalım.

Çünkü Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği çağdaş uygarlık yolunda daha gidecek çok yolumuz var.

Bu millet çalışırsa yapar.

Türkiye isterse başarır.

Mesele kimin iktidarda olduğu değil.

Mesele Türkiye ise, gerisi teferruattır.

Mustafa Berk

6 Eylül 2026