30 Ağustos’tan Mekkeye

30 AĞUSTOS’TAN MEKKE’YE
Bugün 30 Ağustos.
104 yıl önce bu topraklarda yalnızca bir savaş ile kazanılmadı.
Bir millet, kendi geleceği hakkında kararı başkalarının vermesine razı olmayacağını tüm dünyaya ilan etti.
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının bize bıraktığı Büyük Zafer’in bizim için en önemli anlamlarından biri bu
Bağımsızlık.
Unutmayın bağımsızlık yalnız sınırlarını askerle korumak değildir.
Ekonomide ayakta durabilmek, diplomaside kendi sözünü söyleyebilmektir savunmada başkasının vereceği silaha mahkum olmamaktır ve gerektiğinde dünyanın farklı güç merkezleriyle aynı masaya kendi iradenle oturabilmektir.
30 Ağustos’un yıldönümünde Türkiye’nin önünde ilginç bir fotoğraf var.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın 7 Ağustos’ta Mekke’de imzaladığı Ortak Savunma Anlaşması.
Anlaşmanın en önemli cümlesi çokaçık
Üç ülkeden herhangi birine yapılacak silahlı saldırı, üçüne birden yapılmış kabul edilecek.
Bu, sıradan bir savunma sanayii ticaret anlaşması değil.
Bir tarafta NATO’nun yaklaşık üç çeyrek asırlık üyesi, güçlü ordusu ve giderek büyüyen savunma sanayii kapasitesi ile Türkiye
Bir tarafta İslam dünyasının ekonomik ve enerji merkezlerinden Suudi Arabistan
Diğer tarafta yaklaşık 250 milyon nüfuslu ve nükleer silaha sahip kardeş Pakistan
Yan yana geliyor müthiş bir birliktelik
Üstelik Türkiye NATO’dan ayrılmadan, Batı ile ilişkilerini koparmadan bunu yapıyor.
Reuters’ın aktardığına göre Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da anlaşmanın kolektif savunma mantığını NATO’nun 5. maddesine teknik açıdan benzetirken, herhangi bir ülkeyi hedef almadığını özellikle tüm dünyaya vurguluyor.
Bunun ileride ne kadar etkili işleyeceğini elbette zaman gösterecek bu doğru
Ben bugün yeni bir NATO kuruldu Türkiye artık dünyanın merkezi oldu gibi cümleler kurmayı doğru bulmam
Devlet işlerinde imzadan çok uygulamaya bakılır
Ama aynı şekilde böyle bir gelişmeyide kimse küçümsemeye kalkmasın yanlış olur
Çünkü devletlerin uluslararası ağırlığı yalnız bugün ellerinde bulunan güçle değil, yarın hangi masaları kurabilecekleriylede ölçülür.
Ve işte tam burada Recep Tayyip Erdoğan gerçeğiyle karşılaşıyoruz.
ERDOĞAN PARADOKSU
Belki Türkiye’nin bugünkü siyasetini anlatan en ilginç soruda burada karşımıza çıkıyor
Bir tarafta yaklaşık çeyrek asırdır ülkeyi yöneten ve dış politikada Türkiye’nin hareket alanını genişletmeye çalışan bir lider
Diğer tarafta toplumun önemli bir bölümünde
25 yıldır neden hala gitmedi?
duygusu.
Peki bu iki gerçek aynı anda nasıl var olur?
Aslında olabilir.
Çünkü demokraside seçmen yalnız dış politikaya bakarak oy vermez.
Cebine bakar.
Adalete bakar.
Hayat pahalılığına bakar.
Çocuklarının geleceğine bakar.
Devlet kurumlarına duyduğu güvene bakar.
Özgürlüklerine, liyakate ve yönetenlerin üslubuna bakar.
Ve burada uzun süreli iktidar siyaseti biliminde iyi bilinen bir başka olgu ortaya çıkar
iktidar yorgunluğu.
Aynı lider ne kadar başarılı işler yaparsa yapsın, toplumun bir kesiminde zamanla değişim başlı başına siyasi bir talebe dönüşebilir.
Birde bunun karşı tarafı vardır
NEGATİF PARTİZANLIK
İnsanların yalnız kendi partilerini desteklemeleri değil, karşı taraftan o derece uzaklaşmalarıdırki karşı tarafın yaptığı olumlu işleri kabul etmek dahi kendi siyasi kimliğinden taviz vermek gibi algılanabilir.
İşte Türkiye’nin sıkıntılarından biri bana göre tamda burada.
Bir tarafta Erdoğan’ın yaptığı her şeyi doğru kabul edenler
Diğer tarafta Erdoğan’ın yaptığı herhangi bir şeyde doğru bulmayı neredeyse imkansız görenler.
Oysa devlet asla böyle değerlendirilmez
2002’DEN 2026’YA BAKINCA
Recep Tayyip Erdoğan’ın 24 yıllık iktidarının tarihi yazılırken elbette yalnız başarılarıyla yazılmayacak
Ekonomik krizleride yazacaktır.
Enflasyonuda
Toplumsal kutuplaşmayıda
Hukuk ve kurumlar hakkındaki tartışmalarıda
Yanlış dış politika hesaplarınıda
Türkiye’nin hala çözemediği yapısal meseleleri de
Ama aynı tarih, başka şeyleride yazacak
Türkiye’nin savunma sanayiinde ulaştığı noktayı
İHA ve SİHA teknolojilerindeki yükselişi
Karadeniz’den Kafkasya’ya, Afrika’dan Orta Asya’ya genişleyen diplomatik erişimi
Türk Devletleri Teşkilatı’nın giderek daha görünür hale gelmesini
Türkiye’nin aynı anda NATO üyesi olup Rusya’yla konuşabilmesini, Ukrayna’yı desteklerken Moskova’yla diplomasi yürütebilmesini Körfez’le, Afrika’yla, Balkanlar’la ve Türk dünyasıyla farklı kanalları açık tutabilmesini
Bunların tamamını yok sayarak Erdoğan döneminin Türkiye’sini anlatmak tarih değil siyasi tercih olur.
Tıpkı bütün sorunları görmezden gelip 24 yılı yalnız başarı hikayesi olarak anlatmanında tarih olamıyacsğı gibi.
Hakkını teslim etmek ama eleştirme hakkından vazgeçmemek.
MEKKE’NİN ASIL ANLAMI
Resmi metin kolektif caydırıcılığı, savunma iş birliğini ve bir üyeye yapılan silahlı saldırının tümüne yapılmış sayılmasını öngörüyor.
Burada en önemli mesele şu
Türkiye hiçbir eksenin uydusu olmamalı
Ne yalnız Batı’nın
Ne yalnız Doğu’nun
Ne Rusya’nın
Ne Çin’in
Ne Arap dünyasının
Türkiye NATO üyeliğini, Avrupa’yla ilişkilerini, Türk dünyasıyla tarihi bağlarını, İslam coğrafyasıyla ilişkilerini ve Asya’daki yeni ekonomik merkezlerle iş birliğini aynı anda yönetebilecek kadar tecrübeli bir devlet.
İşte devlet aklı tam burada gerekli
İttifak kurmak ama iradeni teslim etmemek.
30 AĞUSTOS BİZE TAMDA BUNU SÖYLÜYOR
104 yıl önce Mustafa Kemal’in ordularının kazandığı zafer bize yalnız bir toprak bırakmadı.
Bir irade bıraktı.
Kendi kararını kendin verme iradesi.
Bugünün dünyasında bunun karşılığı yalnız tüfek, tank veya uçak değildir.
Teknolojidir
Ekonomidir
Savunma sanayiidir
Diplomasidir
Enerjidir
Ve gerektiğinde farklı dünyalar ile aynı masada buluşturabilme kabiliyetidir
Mesele Türkiye’nin geleceğidir.
30 Ağustos’un bize bıraktığı emanetede böyle bakıyorum
Geçmişin zaferleriyle övünürken geleceğin gücünü inşa etmek.
Ve bunu yaparken aklımızı hiçbir siyasi lidere, hiçbir ideolojiye, hiçbir yabancı başkente teslim etmemek.
Çünkü benim yıllardır söylediğim gibi
Türkiye, Doğu’nun en Batı, Batı’nın en Doğu ülkesidir.
Güney için Kuzey’den, Kuzey için de Güney’den vazgeçemeyiz.
Biz Avrupa Birliği ülkelerine değil, ilkelerine talibiz.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu ülkenin bağımsızlığı için mücadele eden bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Onlardan aldığımız bağımsız Türkiye’yi, bizden sonraki nesillere daha güçlü bırakabilmek dileğiyle.
104 yıl önce kazanılan Büyük Zafer, bize yalnızca bir vatan değil kendi geleceğine kendisi karar veren bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti bıraktı.
Bugün bize düşen görev, o emaneti yalnız korumak değil bilimde, ekonomide, teknolojide, savunmada ve diplomaside dahada güçlendirerek gelecek nesillere teslim etmektir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Büyük Zafer’in ikinci yıldönümünde söylediği şu söz, bugün bile hala yolumuzu aydınlatıyor
“Hiç şüphe etmemelidirki, yeni Türk Devleti’nin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı.”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
30 Ağustos 1924, Dumlupınar
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu vatanı bize emanet eden bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve sonsuz saygıyla anıyoruz
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Türkiye Cumhuriyeti, Büyük Zafer’den aldığı bağımsızlık ruhuyla kendi kararlarını kendisi veren, dünyada sözü dinlenen, güçlü, müreffeh ve barıştan yana bir devlet olarak sonsuza kadar yaşasın.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
Mustafa Berk
30 Ağustos 2026