Mavi Vatan’da Kaybedilen Mavi Turizm – 3

MAVİ VATAN’DA KAYBEDİLEN MAVİ TURİZM 3
DENİZ BİZİM, KIYILAR BİZİM
PEKİ DENİZCİMİZ NEDEN KAÇIYOR?
Marina fiyatlarından koylardaki iskelelere, balıkçı barınaklarından neye göre alındığı anlaşılamayan ücretlere kadar Türk yatçılığının artık ertelenemeyecek sorunu
“Rotası olmayan gemiye hiçbir rüzgâr yardım edemez.” SENECA
Türkiye’nin rotası MAVİ VATAN ise, o rotanın yalnız savaş gemileriyle, haritalarla ve jeopolitik tezlerle çizilemeyeceğini artık çok açıkça bir şekilde konuşmamız gerekiyor. Artık yeter
Mavi Vatan aynı zamanda
Deniz kültürüdür,
Amatör denizciliktir,
Yatçılıktır,
Marina altyapısıdır,
Kıyı ekonomisidir
ve
Deniz turizmidir.
Bugün ise malesef ve Akdeniz kıyılarımızda kabul etmekte zorlandığım bir gerçek ile karşı karşıyayız
DENİZLERİMİZ DÜNYANIN EN GÜZELLERİNDEN
AMA DENİZCİLERİMİZİ KOMŞUYA GÖNDERİYORUZ. NEDEN
Ben bunları masa başından yazmıyorum.
BlueBerk ile Türk ve Yunan kıyılarında aylarca seyir yapan marinasını, belediye iskelesini, koyunu, restoranını, gümrüğünü ve liman uygulamalarını aynı sezon içinde yaşayan bir amatör denizci olarak yazıyorum.
Ve artık mesele birkaç kaptanın yakınması değil.
Denizci gruplarında sürekli aynı cümleler dolaşıyor
“Teknemi satacağım.”
“Türkiye’de bağlamıyorum.”
“Bu fiyatlarla marinaya giremiyorum.”
“Kendi ülkemde denizcilik yapamaz hale geldim.”
Bunlar şikâyet değil artık.
BUNLAR SEKTÖRÜN İMDAT ÇAĞRISIDIR.
BU RAKAMLARIN İZAHI VAR MI?
Son günlerde denizci gruplarında paylaşılan örneklere bakıyorum
Bir kaptan Bodrum’da bir gecelik bağlama için 600 avro ödediğini söylüyor.
Bir başkası Turgutreis’te yıllık bağlama için 14.750 avroluk teklif aldığını anlatıyor.
Kuşadası’nda yalnızca giriş-çıkış işlemleri nedeniyle bir gecelik bağlama için 15.000 TL istendiğini aktaran kaptanımız var.
Kemer’de yakıt aldıktan sonra marina kapısında bekleyen kızını teknesine almak isteyen bir kaptan, günlük bağlama ücretini ödemeden dışarıdan yolcu alamayacağının söylendiğini anlatıyor.
Bunlar kaptanların kendi beyanlarıdır marina, tekne boyu, dönem ve hizmete göre ücretlerin değişebileceğini elbette biliyorum.
Ama bir de BENİM BİZZAT YAŞADIĞIM bir olay var ki inanılmaz
Geçen yıl Bodrum’da bir marinanın içerisindeki yakıt istasyonuna yalnızca YAKIT ALMAK için girdim.
O sırada oğlum, gelinim ve torunum teknedeydi. Uçakları vardı.
Marina kapısı yaklaşık 50 metre ilerideydi.
Düşüncem son derece basitti
Yakıtı alacağız, onlar tekneden inecek, 50 mt ilerdeki kapıdan taksiye binip havalimanına gidecekler.
Marina yetkilileri ayak bastı parası diye istedikleri bedel neydi biliyor musunuz?
KİŞİ BAŞI 3.500 TL.
Üç kişi için 10.500 TL.
Marinada konaklamayacaklar.
Elektrik kullanmayacaklar.
Su almayacaklar.
Duşa girmeyecekler.
Tek yaptıkları tekneden inip yaklaşık 50 metre yürüyerek kapıdan çıkmak.
Bunun adına ne derseniz deyin.
Ben bir denizci olarak şunu soruyorum
BU NASIL BİR DENİZ TURİZMİ ANLAYIŞIDIR?
Üstelik ben o marinaya kaçak girmedim.
YAKIT SATIN ALMAYA GİRDİM.
Yani işletmenin müşterisiyim.
Yakıt satıyorsunuz, ardından müşterinizin ailesinin karaya çıkmasına kişi başı binlerce liralık bedel çıkarıyorsunuz.
Bu artık yalnızca fiyat meselesi değildir.
BU, TÜRKİYE’NİN DENİZ TURİZMİ ANLAYIŞINI SORGULAMAMIZ GEREKEN NOKTA
MARİNALAR YETMEDİ, KOYLARDA AYNI YOLA GİRİYOR
Eskiden bir koya giderdiniz.
Restoranın iskelesine bağlanır, yemeğinizi yer, alışverişinizi yapar, ertesi sabah teşekkür ederek ayrılırdınız.
Tekne restorana MÜŞTERİ getirirdi.
Şimdi bazı yerlerde tekne, müşteri değil adeta üzerinden mümkün olan en yüksek paranın alınacağı bir gelir kalemi olarak görülüyor.
Bağlama
Su
Elektrik
Bot
Servis
Minimum harcama
Ardından zaten yüksek restoran hesabı.
Balıkçı barınaklarında ve bazı bağlama noktalarında denizcilerin anlattığı şeffaf olmayan ücret taleplerinide buna ekleyin.
NEREYE GİDİYORUZ? BUNLAR NEDİR?
Kaliteli yatırım yapan, personel çalıştıran, hizmet veren marina ve işletme elbette KAZANSIN.
Ben buna karşı değilim.
Ama serbest piyasa var diye
“KIYIYA GELDİN, ARTIK NE İSTERSEM ÖDERSİN.”demek değildir.
Serbest piyasanın adı REKABET, temeli ŞEFFAFLIK, güvencesi ise HUKUK VE DENETİMDİR. Olmazsa olmaz VİCDAN
“TEKNESİ VARSA ZENGİNDİR, ÖDESİN” MANTIĞI
Türkiye’de tekne denildiğinde hala milyon dolarlık megayatlar düşünülüyor. Bu yanlış
Oysa 30 yıllık teknesini kendi elleriyle yaşatan emeklide denizcidir.
Küçük yelkenlisiyle ailesini gezdiren öğretmen de denizcidir
Yıllarca çalışıp hayalindeki tekneyi alan mühendisde denizcidir
Teknesinin bakımını kendi yapan amatör kaptanda denizcidir
Ve elbette büyük yat sahibide denizcidir
Tekne sahibi olmak cezalandırılması gereken bir zenginlik göstergesi değil,
DENİZ KÜLTÜRÜNÜN PARÇASIDIR.
Üstelik tekne gittiğinde yalnız tekne gitmiyor.
Usta kaybediyor.
Marina kaybediyor.
Restoran kaybediyor.
Market kaybediyor.
Yakıtçı kaybediyor.
Acenta kaybediyor.
Taksi kaybediyor.
Türkiye döviz kaybediyor.
Yani bir tekne pruvasını Yunanistan’a çevirdiğinde, arkasından küçük bir ekonomik ekosistemide götürüyor.
KOMŞU BUNU NEDEN ANLAMIŞ?
Bu yaz Yunan adalarında gördüğüm model çok basit.
Tekne geliyor.
Makul bir bedelle bağlanıyor.
İçindeki insanlar karaya çıkıyor.
Restorana gidiyor.
Markete giriyor.
Taksiye biniyor.
Fırından ekmek alıyor.
Tekne malzemesi alıyor.
Bazen üç-beş gün kalıyor.
BÜTÜN ADA KAZANIYOR.
Küçük Yunan adalarının önemli bir bölümünde temel anlayış, yatçının cebindeki bütün parayı liman kapısında almak değil
ONU ADAYA GETİRMEK.
Biz ise bazı yerlerde tavuğu daha kümese girerken yolmaya çalışıyoruz.
Sonrada
“TÜRK TEKNELERİ NEDEN YUNANİSTAN’A GİDİYOR?”diye soruyoruz.
Cevabı zaten denizciler çoktan verdi
PRUVALARINI ÇEVİRDİLER.
AVRUPA NASIL YAPIYOR?
Burada çok önemli bir gerçeği görmek lazım
BU YAŞADIKLARIMIZ KADER DEĞİL.
YUNANİSTAN’DA kamu, belediye limanları ve özel marinalar birlikte çalışıyor. Küçük ada limanlarının önemli işlevlerinden biri yatçıyı adaya getirerek restoranından marketine kadar yerel ekonomiyi beslemek.
FRANSA’DA birçok gezi limanında yerel kamu otoriteleri güçlü biçimde sistemin içinde. İşletme özel sektöre devredilse bile kamu sorumluluğu ortadan kalkmıyor.
İŞLETME ÖZEL OLABİLİR; KIYI POLİTİKASI KAMUSALDIR.
İSPANYA VE PORTEKİZ’DE kamu ve bölgesel liman otoritelerinin etkin olduğu modeller var. Bazı kamu limanlarında teknenin boyu, eni, kalış süresi ve hizmetler gibi ölçülebilir kriterler tarifelerin temelini oluşturuyor.
Denizci bedava bağlanmak istemiyor.
NE ÖDEYECEĞİNİ ÖNCEDEN BİLMEK İSTİYOR.
İTALYA’DA kamu otoriteleri, bölgesel yönetimler ve özel işletmeler birlikte çalışıyor. Özel yatırım var; fakat devlet kıyı üzerindeki düzenleyici sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor.
HIRVATİSTAN ise özellikle incelenmeli.
Adriyatik’te güçlü bir marina altyapısı kurmuş durumda. ACI Adriatic Croatia International Club ülkenin en büyük marina ağlarından biri ve Hırvatistan Cumhuriyeti bu yapıda çoğunluk payına sahip. Aynı zamanda güçlü bir özel marina sektörü de mevcut.
Hırvatistan Adriyatik’i yalnız seyretmedi.
PLANLADI, ALTYAPISINI KURDU VE EKONOMİK DEĞERE DÖNÜŞTÜRDÜ.
Onlar
Akdeniz’de yat turizminden daha fazla pay almak isteyen diğer ülkelerde yatçıyı yalnız “bağlama ücreti ödeyen zengin” olarak görmüyor.
Çünkü çağdaş turizm ekonomisi çok önemli bir şeyi anlamış durumdalar
YATÇI, YÜKSEK KATMA DEĞERLİ BİR TURİZM MÜŞTERİSİDİR.
DEVLET ELBETTE MARİNA İŞLETMEK ZORUNDA DEĞİLDİR
Ben marinalar devletleştirilsin demiyorum.
Fiyatları Ankara’daki bir bürokrat belirlesinde demiyorum.
Özel sektör yatırım yapsın.
Para kazansın.
Yeni marinalar açılsın.
Rekabet artsın.
Ama bunlar olurken devletde
KAMU YARARINI, REKABETİ, ŞEFFAFLIĞI, HİZMET STANDARDINI VE KIYIYA ERİŞİMİ KORUMAK ZORUNDA OLDUĞUNU BİLSİN
Kendi vatandaşını komşu ülkenin limanlarına gönderen bir fiyat ve hizmet düzeni ortaya çıkmışsa, artık mesele yalnız özel işletme ile müşteri arasındaki ticari ilişki değildir.
BU BİR DENİZCİLİK POLİTİKASI MESELESİDİR.
DEVLET DENİZCİLİK POLİTİKASINI MUTLAKA YÖNETMEK ZORUNDA
MARKETLER DENETLENİYORDA MARİNALAR NEDEN DENETLENMESİN?
Türkiye rekabeti bozucu uygulamalara ve tüketici aleyhine davranışlara birçok sektörde müdahale ediyor.
Peki kıyılar neden farklı olsun?
Bütün marinaların fiyatını devlet belirlemesin.
Ama bütün marinalar günlük, aylık ve yıllık tarifelerini açıkça yayımlasın.
Su ne kadar?
Elektrik ne kadar?
Kısa süreli yanaşma ne kadar?
Yakıt almaya gelen teknenin şartları nedir?
Yolcu indirmenin veya bindirmenin bedeli var mı?
Varsa NEDEN ve HANGİ TARİFEYE GÖRE?
Herşey tekne daha halatını atmadan görülebilsin.
Bölgesel fiyatlarda olağan dışı hareketler varsa ilgili kamu kurumları ve gerektiğinde Rekabet Kurumu inceleyebilsin.
Kamu arazisi üzerinde veya kamu imtiyazıyla çalışan tesislerde KAMU YARARI aranabilsin.
Balıkçı barınaklarında kayıt dışı ücretlerin önüne geçilsin.
DENİZCİ FİYAT SORMAYA KORKMAMALI.
PEKİ BU İŞİN GERÇEKTE SAHİBİ KİM?
Türkiye’de yat turizminin bütününden kim sorumlu?
Kültür ve Turizm Bakanlığımı?
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımı?
Tarım ve Orman Bakanlığımı?
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımı?
Belediyelermi?
Liman başkanlıklarımı?
Rekabet Kurumumu?
Deniz Ticaret Odasımı?
Herkes işin bir parçasında.
PEKİ BÜTÜN FOTOĞRAFI KİM GÖRÜYOR?
Türkiye’ye kaç yabancı yat geliyor?
Kaçı tekrar geliyor?
Kaçı Yunanistan’a geçiyor?
Kaç Türk teknesi yaz sezonunu Yunanistan’da geçiriyor?
Türkiye’de bir yatçının ekonomiye bıraktığı toplam para ne kadar?
Marina fiyatlarımız Yunanistan, Hırvatistan, İtalya ve Fransa ile karşılaştırıldığında nerede?
Bunların cevabını bilmiyorsak önce ölçmeliyiz.
ÖLÇMEDİĞİNİZ ŞEYİ YÖNETEMEZSİNİZ.
MAVİ VATAN YALNIZ HARİTA DEĞİLDİR
Mavi Vatan elbette deniz yetki alanlarımızdır.
Donanmamızdır.
Enerji güvenliğimizdir.
Egemenliğimizdir.
Ama Mavi Vatan’ın İNSANIDA olmak zorundadır.
Marinaya girmekten korkan tekne sahibiyle denizcilik gelişmez.
Yabancı yatçıyı fiyatlarla kaçırarak deniz turizmi büyümez.
Kendi vatandaşının teknesini komşu ülkeye bağlatan sistemle denizci toplum olunmaz.
MAVİ VATAN’I SAVUNURKEN, MAVİ VATAN’IN DENİZCİSİNİ KAYBETMEYELİM.
ÇÖZÜM VARMI ELBETTE VAR
Devlet, marina işletmecileri ve denizciler aynı masaya otursun.
Marina işletmecisinin de maliyetini dinleyelim.
Tekne sahibinin de yaşadığını dinleyelim.
Deniz Ticaret Odaları, yat üreticileri, charter şirketleri, turizmciler, kıyı belediyeleri, amatör denizcilik kuruluşları ve üniversiteler masada olsun.
Yunanistan’ı inceleyelim.
Hırvatistan’ı inceleyelim.
Fransa’yı, İtalya’yı, İspanya’yı inceleyelim.
Sonra Türkiye’nin kendi modelini kuralım.
Fakat temelde yalnız üç kelime olsun
ŞEFFAFLIK
REKABET
DENİZCİLİK
BİZ YAZMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Ben siyasetçi değilim.
Marina işletmecisi değilim.
Bürokrat hiç değilim.
Sadece 71 yıllık hayatında gördüklerini, öğrendiklerini ve denizlerde yaşadıklarını ülkesine bir faydası olur ümidiyle paylaşan amatör bir denizciyim.
Gördüğümü yazıyorum.
Yanlışı eleştiriyorum.
Doğruyu da takdir ediyorum.
Çünkü bu mesele iktidarın veya muhalefetin meselesi değil
BU MESELE TÜRKİYE’NİN MESELESİDİR.
Denizciler konuşmalı.
Sivil toplum kuruluşları yazmalı.
Deniz Ticaret Odaları ses vermeli.
Marina işletmecileri kendi gerçeklerini anlatmalı.
Basın araştırmalı.
Üniversiteler incelemeli.
VE DEVLET DİNLEMELİ.
Kimseyi mahkum etmek için değil.
BU DÜZENİ BİRLİKTE DÜZELTMEK İÇİN.
SON SÖZÜM ŞUDUR
Bir ülke kendi denizcisini kendi kıyılarında tutamıyorsa dünyanın diğer denizcilerini oraya çekmektede zorlanır.
Yunanistan’a giden her tekneye arkasındanbakıp
“Komşu kazandı.”
demeden önce kendimize şu soruyu soralım
BİZ O TEKNEYİ NEDEN KAYBETTİK?
Marinalarımız kazansın.
Restoranlarımız kazansın.
Esnafımız kazansın.
Devletimiz kazansın.
AMA EN SONUNDA TÜRKİYE KAZANSIN.
Denizci ayrıcalık istemiyor.
Adil fiyat istiyor.
Şeffaflık istiyor.
Kaliteli hizmet istiyor.
Öngörülebilir kural istiyor.
Ve kendi ülkesinin kıyılarında yolunacak müşteri değil, o deniz kültürünün bir parçası olduğunu hissetmek istiyor.
Çünkü Mavi Vatan’a sahip çıkmak yalnız sınırlarını korumak değildir.
MAVİ VATAN’A SAHİP ÇIKMAK, O MAVİLİĞİ YAŞATMAK VE KENDİ DENİZCİSİNİ O MAVİLİĞİN İÇİNDE TUTABİLMEKTİR.
Artık bu konuda rotamızı belirlemek zorundayız.
DEVLET MARİNA İŞLETMEK ZORUNDA DEĞİL
AMA DENİZCİLİK POLİTİKASINI MUTLAKA YÖNETMEK ZORUNDA
Tüm deniz dostlarına
Pruvanız neta, rüzgarınız kolayına, deniziniz sakin, rotanız açık olsun.
Bağlandığınız her limanda dostluk, demirlediğiniz her koyda huzur bulacağınız denizlerimiz ve denizciliğimiz adına UMUDUMUZU hiç kaybetmeyeceğimiz güzel bir hafta sonu diliyorum.
Mustafa BERK
“BLUEBERK”
22 AĞUSTOS 2026