İçeriğe geç
Pazar Yazıları Yeni yazı: Her hafta pazar günü
Sayı 029

Mavi Vatan’da Kaybedilen Mavi Turizm – 2

Pazar Yazıları 16 Ağustos 2026 · 8 dk okuma

MAVİ VATAN’DA
KAYBEDİLEN MAVİ TURİZM – 2

Komşu Turizmi Korumaya Çalışırken
Biz Neyi Bekliyoruz?

23 Temmuz’daki yazımda bir soru sormuştum

Dünyanın en güzel koylarından bazılarına sahip Türkiye dururken, neden bu kadar çok yatçı Yunan adalarına gidiyor? diye

Aradan fazla zaman geçmedi.

Karşıma bu kez başka bir haber çıktı.

Yunanistan yeni bir turizm ile ilgili mekansal planlarını açıklamış.

Haberi okudum ve üzerinde düşündüm.

Sonra Haziran ayından beri BlueBerk’in güvertesinden gördüğüm Ege’ye baktım.

Ve kendi kendime şunu sordum

Biz aynı denizemi bakıyoruz acaba?

Çünkü Yunanistan artık yalnızca

“Daha çok turist nasıl getiririz?”

diye sormuyor.

Aynı zamanda şunuda soruyor

“Bu kadar turist geldiğinde adalarımızı, koylarımızı ve yaşam biçimimizi nasıl koruyacağız?”

İşte mesele tamda bu noktada değişiyor

TURİST ÇOK OLSUN AMA HER ŞEY TURİZME KURBAN EDİLMESİN

Yunanistan’ın yeni yaklaşımının özü.

Turizm bölgelerini yoğunluğuna göre sınıflandırıyorlar.

Aşırı baskı altındaki bölgelerde yeni yatırımları zorlaştırıyorlar.

Bazı adalarda yeni tesis kapasitene sınırlar getiriyorlar.

Kıyılarını ve doğal alanlarını daha sıkı korumaya çalışıyorlar.

Amaç yalnızca daha çok yatak yapmak değil.

Mevcut turizmin değerini gelecek nesillere bırakabilmek için yapıyorlar bunu.

Şimdi de gözünüzün önüne bizim Ege ve Akdeniz kıyılarımızı getirin.

Bozcaada.

Gökçeada.

Ayvalık

Çeşme.

Bodrum.

Datça.

Gökova

Marmaris.

Göcek.

Fethiye.

Kaş

Antalya

Dünyada kaç ülkeye böyle bir coğrafya verilmiş?

Ama asıl mesele burada ysnlız coğrafyaya sahip olmak değil.

Mesele onu nasıl yönettiğinizde

BİR KOYDAKİ DEĞER
MASA SAYISIYLA ÖLÇÜLEMEZ

Biz nedense turizmi hep yanlış anlıyoruz.

Bir koya kaç restoran koyabiliriz?

Kaç masa sığdırabiliriz?

Bir sezonda müşteriden ne kadar para kazanabiliriz?

Marina ücretini daha ne kadar artırabiliriz?

Bir tekne geldiğinde ondan kaç ayrı ücret tahsil edebiliriz?

Bunları konuşuyoruz bunları planlıyoruz

Oysa esas soru bambaşka

O tekne acaba gelecek yıl tekrar gelecekmi?

Dahada önemlisi

Arkadaşına Türkiyeyi tavsiye edecekmi?

İşte turizmin gerçek bilançosu bu.

Bir müşteriden bugün çok yüksek para kazanabilirsiniz ya sonra,,,

onu kaybeder ve yarının müşterisiniden olursunuz

EGE’NİN ÖBÜR YAKASINDA GÖRDÜĞÜM ŞEY

Haziran ayından beri BlueBerk ile Yunan adalarında seyirdeyim.

Samos.
Agathonisi.
Arkoi.
Patmos.
Lipsi.
Leros.
Kalimnos.
Kos
Symi

Limanlara giriyorum.
Koylara demirliyorum.
Esnafla konuşuyorum.
Restorana gidiyorum.
Marina görevlilerini izliyorum.
Tekne sahipleriyle sohbet ediyorum.

Elbette Yunanistan’da her şey mükemmel değil.

Oradada pahalı işletmeler var.
Oradada kötü hizmet var.
Oradada bürokrasi var.

Ancak genel olarak hissettiğim temel fark şu

Denizciyi kaçırmamak gerektiğini çok iyi biliyorlar.
Çünkü yatçının yalnızca bir gecelik bağlama ücreti olmadığını çok iyi anlamışlar.
O yatçı mazot alıyor.
Markete gidiyor.
Restorana oturuyor.
Araç kiralıyor.
Teknesine bakım yaptırıyor.
Marketten alışveriş yapıyor.
Adada günler geçiriyor.

Yani teknede uyuyor ama parasınıda karada bırakıyor.

BİZDE İSE BAMBAŞKA BİR REFLEKS VAR

Sezon kısa.

Müşteri geldi.

“Bu sene kazıklaya bildiğimiz kadar kazıklıyalım sezon kısa”

İşte turizmin en tehlikeli cümlesi

Bir porsiyon yemek üzerinden kazanırsınız.

Bir şezlong üzerinden kazanırsınız.

Bir gecelik bağlama üzerinden kazanırsınız.

Ama destinasyonu kaybederseniz?

Onun hesabını kim yapacak? Kim?

Sektör temsilcileride bazı bölgelerde turizm potansiyelinin yeterince değerlendirilemediğini, yerel yönetim ve planlama sorunları bulunduğunu uzun süredir dile getiriyor.

Buna karşılık Bodrum gibi merkezlerde yat ve özel tekne turizmine hala çok güçlü bşr talep olduğuda ortada.

Yani sorun

“Türkiye’ye kimse gelmiyor” değil.

Sorun

Türkiye sahip olduğu potansiyelin ne kadarını sürdürülebilir biçimde kullanabiliyor?

YUNANİSTAN’IN PLANINA
SİYASİ İTİRAZIMIZ BAŞKA
TURİZM DERSİ BAŞKA

Burada iki meseleyi birbirine karıştırmamak lazım

Yunanistan’ın Ege’yi kapsayan yeni mekansal düzenlemesinin siyasi ve hukuki boyutlarına Türkiyede elbette kendi tezleri açısından itiraz ediyor.

Bunda haklıda olabiliriz

Bu devletlerarası bir mesele

Ancak bunun yanında başka bir soruyuda sormamızda bize hiçbir şey kaybettirmez

Komşu, turizm alanlarını uzun vadeli korumak için plan yapıyorsa, biz kendi kıyılarımız için acaba neler yapıyoruz?

Komşudan ders almak aşağılanmak değildir.

Akıllı devletler rakiplerinin doğru yaptığı şeyi inceler örnek alırlar ve daha iyisini yaparlar.

MAVİ VATAN SADECE HARİTA DEĞİLDİR

“Mavi Vatan” çok çok kıymetli bir kavram.

Ama Mavi Vatanı yalnızca denizdeki egemenlik alanlarımızdan ibaret görmeyelim lütfen.

Mavi Vatan aynı zamanda

Temiz koydur.

Korunan kıyıdır.

Planlı marinadır.

Mutlu denizcidir.

Doğru fiyat politikasıdır.

Nitelikli esnaftır.

Sessizliktir.

Düzendir.

Güvenliktir.

Ve en önemlisi

Deniz kültürüdür.

Bir ülke denizine yalnızca güvenlik açısından bakarsa çok eksik bakar

Denizin ekonomisini, kültürünü, turizmini ve çevresini birlikte yönetmek gerekir.

EGE’NİN SUYU PASAPORT SORMUYOR

Tam bu yazıyı düşünürken bugün (20.08.2026) Hürriyet’in manşetlerinden biri gözüme çarptı.

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, Gökçeada ile Semadirek arasında büyük bir mercan ormanının keşfedildiğini açıklıyor.

Ama yaptığı çağrı bence keşfin kendisi kadar önemli.

Özetle diyorki

Ege hızla kirleniyor. Türkiye ve Yunanistan bu denizi birlikte korumak zorunda. Ortak deniz parkları kurulmalı.

Bu çağrıyı çok önemsiyorum.

Çünkü denizin siyaseti olabilir.
Karasuları olabilir.
Kıta sahanlığı olabilir.
Devletlerin haklı gördüğü tezleride olabilir.
Ama balığın pasaportu yoktur.
Mercanın milliyeti yoktur.
Deniz çayırının sınır kapısı yoktur.
Akıntıya vize uygulanamaz.
Kirlenen su “Ben Türk tarafında kalayım, Yunan tarafına geçmeyeyim” demez.

Ege, ekolojik olarak tek bir bütündür.

Ve Prof. Dr. Bayram Öztürk’ün ifade ettiği gibi, bu denizi kurtarabilecek olanlarda esas olarak onun iki kıyısında yaşayan bizleriz.

İKİ HALK, AYNI DENİZ

Haziran ayından beri Yunan adalarında seyir yaparken bunu defalarca yaşadım

Limanda karşılaştığınız insanlarla konuşuyorsunuz.
Yemekler benzer.
Müzikler benzer.
Balık sofraları benzer.
Kahve tartışması bile benzer.
Hatta zaman zaman inatlarımız bile birbirine benziyor.

Türk ve Yunan halkları siyasetin sertleştiği dönemlerde bile denizde birbirlerine çoğu zaman başka türlü bakıyorlar.

Bir tekne yanaşırken halatınıza yardım eden insan önce bayrağınıza bakmıyor.

Rüzgar çıktığında komşu teknenin milliyetini sormuyorsunuz.

Bir balıkçının ağı pervaneye dolandığında diğer balıkçı yardım ederken diplomatik nota beklemiyor.

Çünkü denizin kendi hukuku vardır.

YARDIMLAŞMAK

SAYGI GÖSTERMEK

KOMŞUYU KOLLAMAK

MAVİ VATAN İLE MAVİ EGE
BİRBİRİNİN DÜŞMANI DEĞİLDİR

Türkiye kendi haklarını elbette sonuna kadar savunmalıdır.

Yunanistanda kendi çıkarlarını savunacaktır.

Bu devletlerin görevidir.

Ama bunun yanında ortak bir sorumluluğumuz daha var

Bu denizi çocuklarımıza bırakmak gibi

Bir gün Ege’de balık kalmazsa, Türk balıkçıda kaybeder,Yunan balıkçıda.

Mercanlar yok olursa yalnızca bir ülkenin denizi çoraklaşmaz.

Turizm zarar görürse iki kıyının esnafıda etkilenir.

Dolayısıyla Ege’de çevre konusunda işbirliği bir asla bir taviz değildir.

Tam tersine

Akılcı devlet yönetimidir.

Prof. Dr. Bayram Öztürk’ün ortak deniz parkları çağrısı bu nedenle bence desteklenmelidir.

Türkiye ile Yunanistan bilim insanları aynı masaya oturmalıdır.

Deniz biyologları ortak çalışmalıdır.

Balıkçılık bölgeleri birlikte izlenmelidir.

Mercan alanları korunmalıdır.

Kaçak ve aşırı avcılığa karşı ortak mekanizmalar geliştirilmelidir.

Deniz kirliliği birlikte ölçülmelidir.

Çünkü bilim ortaklaşınca egemenlik kaybolmaz
deniz kazanır.

TURİZM BARIŞTAN BESLENİR

Bunun bir başka önemli sonucuda turizmdir.

Yatçı kavga istemez.

Huzur ister.

Güven ister.

Temiz deniz ister.

Güzel liman ister.

Güler yüz ister.

Ege’nin iki kıyısı birbirine ne kadar güvenle bakarsa, deniz turizmide o kadar büyür.

Samos’a gelen yatçı Kuşadası’nada gelir.

Kos’a gelen Bodrum’ada geçer.

Leros’a gelen Datça’yıda merak eder.

Rodos’a gelen Marmaris’i de görmek ister.

Doğru yönetildiğinde Ege’de turizm sıfır toplamalı bir para oyunu olmadığı görülür

Yunanistan’ın kazandığı her turist Türkiye’nin kaybı olmak zorunda değildir.

Türkiye’nin yükselişide Yunanistan’ın kaybı değildir.

Ege’yi dünyanın en güçlü ortak deniz turizmi havzalarından biri haline getirmek mümkündür.

Bunun yoluda kavga etmekten geçmiyor
rekabet ederken işbirliği yapabilmekten geçiyor

ÇOK ZOR DEĞİL

Ben devlet yöneticisi değilim.

Bir turizm akademisyenide değilim.

Sadece denizlerde gezen bir amatör denizciyim

Ama deniz bazen insana masasından kalkmadan görülemeyecek şeyleri gösteriyor.

Türkiye’nin ihtiyacı bana göre birkaç temel noktada özetlenebilir

Koyların taşıma kapasitesi belirlenmeli

Her koy her türlü işletmeye açılmamalı

Marina ve bağlama ücretlerinde öngörülebilirlik sağlanmalı.

Denizciyi sürekli ceza korkusuyla yaşayan bir kullanıcı haline getiren uygulamalar yeniden değerlendirilmelidir.

Atık sistemi çevreyi gerçekten koruyacak şekilde sadeleştirilmeli.

Koylarda yüksek ses, gelişigüzel halat ve düzensiz kullanım ciddi biçimde denetlenmeli.

Fiyat serbest olabilir

Ama fiyat bilgisi şeffaf hizmet ise kaliteli olmak ZORUNDADIR

Ve

Bütün bunları yapacak liyakat sahibi kadroların denizi gerçekten bilmeleri gerekir.

Buna şimdi bir madde daha eklemek isterim

Ege’nin korunmasında Türkiye ile Yunanistan bilimsel ve çevresel işbirliğini artırmalıdır.

ÇÜNKÜ TURİZMDE EN PAHALI ŞEY KAYBEDİLEN İTİBARDIR

Bir ülkenin koyunu kaybetmesi için üzerine beton dökülmesi şart değildir.

Bazen yanlış yönetimde bir koyu turizm açısından kaybettirir yok eder.

Tekneler gelmemeye başlar.

Yabancılar başka rotalara gider.

Türk yatçısı burnunun dibindeki adalara yönelir.

Restoran boş kalır.

Esnaf ise “Turist nerede?”diye sorar.

Sonra yeni kampanyalar başlatılır.

Oysa turist kaybolmamıştır.

Sadece rotasını değiştirmiştir.

Ama bir şey daha var çok önemli

Eğer denizi kirletirsek eğer balığını tüketirsek, mercanını yok edersek

Bu kez turistin değiştireceği bir rota bile kalmaz.

Çünkü önce turizmi kaybederiz.

Sonra balıkçılığı.

En sonundada denizin kendisini.

23 Temmuz’da yazımı şu cümleyle bitirmiştim

Ege Denizi iki ülke arasında bölünmüş olabilir.

Ama denizcinin rotasını belirleyen haritalar değildir.

Gördüğü hizmettir.

Hissettiği saygıdır.

Ödediği bedelin karşılığını alıp alamadığıdır.

Bugün buna iki cümle daha eklemek isterim

Turizmde esas başarı, bir sezonda ne kadar kazandığınız değil o koyu, o adayı ve o müşteriyi kaç yıl daha koruyabilceğinizdir

Ve belkide çok daha önemlisi

Ege’nin iki yakasında bayraklarımız farklı olabilir ama üzerinde yaşadığımız deniz aynıdır.

O denizi koruyamazsak kazanan hiçbir taraf olmayacaktır inanın

Bizim doğamız eksik değil.

Denizimiz eksik değil.

Tarihimiz eksik değil.

İnsanımız hiç eksik değil.

Eksik olan yerlerde yapılacak şey belli
Planlamak.
Korumak.
Dinlemek.
İşbirliği yapmak.
Ve
Denizi bilen liyakat sahibi insanlarla yönetmek.

Çünkü Mavi Vatan’ı sevmek sadece ona sahip çıkmak değildir.

Onu korumak, yaşatmak ve gelecek nesillere daha güzel bırakabilmektir.

Ege bizi ayıran bir deniz değil iki kıyıyı birbirine emanet eden ortak mavimizdir.

Bayraklarımız farklı olabilir ama rüzgarımız, denizimiz ve çocuklarımıza bırakacağımız gelecek ortaktır.

DİP NOT

Kendime soruyorum

Neden hala bu kadar uğraşıyor, araştırıyor ve yazıyorum? diye

Cevab bana göre aslında çok basit.

71 yıllık hayatımda gördüklerimi öğrendiklerimi ve biriktirdiğim tecrübeleri yalnızca kendime saklamayı doğru bulmadığım için.

Kimseye akıl vermek kimseyi eleştirmek için değil belkide bir düşünceye bir iyiliğeülkem adına küçücük bir gelişmeye vesile olurum diye yazıyorum

Bilgi bir ayrıcalık değildir sorumluluktur tecrübe ise paylaşıldığı ölçüde topluma borcunu öder.

Mustafa Berk
16 Ağustos 2026
Bir Denizcinin Ege Günlüğünden