İçeriğe geç
Pazar Yazıları Yeni yazı: Her hafta pazar günü
Sayı 028

Lig Şimdi Süper Oldu, Peki Türk Futbolu?

Pazar Yazıları 16 Ağustos 2026 · 10 dk okuma

LİG ŞİMDİ SÜPER OLDU!

PEKİ TÜRK FUTBOLU?

Türk Millî Takımı’nın 24 yıl sonra Dünya Kupasına katılması hepimizi çok sevindirdi

Ay-Yıldızlı formayı yeniden dünyanın en büyük futbol sahnesinde görmek milletimizi aynı heyecanda buluşturmuştu.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı dahada ileri giderek

“Kupayı alıp geleceğiz.” demişti

Gülümsedik de

Keşke inanabilseydik.

Çünkü Dünya Kupası’nı kazanmak bir basın açıklamasıyla, büyük sözlerle veya büyük temennilerle olmuyor.

Nitekim turnuva sona erdiğinde elimizde kupa değil, Türk futbolunun yıllardır ertelediği sorunları yeniden önümüze koyan ağır bir tablo kaldı elimizde.

Ben de 28 Haziran 2026 tarihli Pazar yazımda şu başlığı atmıştım

“KUPAYI ALIP GELECEĞİZ DEMEKLE KUPA ALINMIYOR!”

O gün söylediklerimin üzerinden henüz iki ay bile geçmedi.

Şimdi Süper Lig yeniden başlıyor.

Ve ne gariptirki sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi Türk futbolunun gündemi yeniden değişti.

Milli Takımın Dünya Kupasındaki başarısızlığı

Altyapı

Genç futbolcular

Antrenör eğitimi

Scout sistemi

Kulüplerimizin mali yapıları

Yabancı oyuncu politikası

Bunların neredeyse tamamı birkaç hafta içinde gündemin en arka sıralarına düştü ve yeniden unutuldu

Çünkü Türkiye yeni oyuncaklarını buldu

SALAH

LUKAKU

VLAHOVIC

Ve diğerleri,,,,vs

“LİG ŞİMDİ SÜPER OLDU!” Bu başlığı

Ulusal spor gazetemizin manşetinde gördüm

“LİG ŞİMDİ SÜPER OLDU”

İşte üzerinde düşünmemiz gereken zihniyet tam olarak bu

Elbette dünyaca ünlü futbolcuların Türkiyeye gelmesi çok değerlidir.

Mohamed Salah gibi dünya futboluna damga vurmuş bir yıldızın Trabzonspor’a gelmesi yalnız Trabzon için değil, Türkiye’nin tanıtımı açısından da çok önemli.

Romelu Lukaku’nun Fenerbahçe’ye, Dusan Vlahovic’in Beşiktaş’a gelişi taraftarı heyecanlandırır tribünleri doldurur yayınların uluslararası değerini artırır.

Bunlara karşı değilim.

Aksine futbolsever olarak bende onları büyük bir heyecanla izlerim.

Ama burada bir soru sormak zorundayız

Birkaç dünya yıldızı geldi diye bir ülkenin ligi SÜPER olurmu?

Eğer öyleyse futbolu çok yanlış anlamışız.

Bir ligi gerçekten süper yapan yalnızca ithal ettiği yıldızlar olmamalıdır.

Yetiştirdiği yıldızlardır.

Altyapısıdır.

Antrenörüdür.

Hakemidir.

Kulüp ekonomisidir.

Tesisidir.

Scout sistemidir.

Genç oyuncuya verdiği süredir.

Avrupa kupalarındaki istikrarlı başarısıdır.

Ve hepsinden dahada önemlisi

Milli Takımıdır.

Bu nedenle sadece liyakatli futbol yöneticilerine değil, futbol kamuoyunun gündemini belirleyen liyakatli, sorgulayan ve geleceği konuşan bir spor medyasınada ihtiyacımız olduğu kesin

Çünkü basının görevi yalnızca heyecan üretmek değil, gerektiğinde soru sormaktır.

BİRKAÇ HAFTA ÖNCE SANTRFOR BULAMIYORDUK

Dünya Kupası’nda Türkiye’nin en fazla tartışılan sorunlarından biri neydi?

Gol atamamak.

Ben 28 Haziran’daki yazımda sormuştum

“84 milyonluk ülkede bir santrfor bulunamıyor mu?” diye

Bugün ise inanılmaz bir tezatla karşı karşıyayız.

Kulüplerimiz dünyanın en ünlü hücum oyuncularını Türkiye’ye getiriyor

Ama aynı futbol sistemi Mill Takıma dünya çapında bir Türk santrfor yetiştiremiyor.

İşte üzerinde düşünmemiz gereken asılkonu bu

Parayı verip yıldız futbolcu satın alabilirsiniz.

Ama futbol kültürünü satın alamazsınız.

Altyapıyı satın alamazsınız.

On yaşında keşfedilecek çocuğun on yıl sonraki gelişimini transfer döneminin son haftasında da çözemezsiniz.

Çünkü futbolcu yetiştirmek transfer değildir.

Bir nesil yetiştirme işidir.

SALAH’I KONUŞACAĞIZ, LUKAKU’YU KONUŞACAĞIZ

Bu hafta Süper Lig başladı

Tahmin etmek hiç zor değil.

Bir hafta Salah konuşacağız.

Bir hafta Lukaku.

Bir hafta Vlahovic

Bir hafta Galatasaray.

Bir hafta hakem.

Bir hafta VAR.

Bir hafta yönetici açıklamaları.

Bir hafta tribün olayları.

Bir hafta bahis tartışmaları ve soruşturmaları.

Sonra yine transfer sezonu gelecek.

Ve muhtemelen bir yıl daha geçecek

Peki Türk çocuklarını ne zaman konuşacağız?

Asıl soru bu

YABANCI KURALI TÜRK FUTBOLUNU YAVAŞ YAVAŞ BOĞUYOR

28 Haziran’daki yazımda özellikle bu başlığı kullanmıştım.

Bugünde düşüncem hiç değişmedi

2026–2027 sezonunda Süper Lig kulüpleri A takım listelerine 14 yabancı futbolcu yazabiliyor.

Mevcut düzenleme genç yabancılar için bazı yaş kriterleride getiriyor.

Bunlar tartışılabilir düzenlemeler

Fakat benim esas itirazım rakamdan çok daha derinde

Türk futbolunun ekonomik ve sportif modeli, kendi oyuncusunu yetiştirmeyi yabancı oyuncu satın almak kadar cazip hale getirmiyor malesef

Problem burada.

Bir kulüp yöneticisi üç yıl sonrasını değilde gelecek pazar günkü maçı düşünüyorsa

Ne yapar?

Hazır futbolcu satın alır.

Teknik direktörün geleceği üç mağlubiyete bağlıysa

Ne yapar?

17 yaşındaki çocuğu değil, tecrübeli yabancıyı oynatır.

Taraftar her yaz “yıldız transfer” bekliyorsa yönetici

Ne yapar?

Havalimanını dolduracak ismi getirir.

Sonuçta herkes kendi açısından haklıdır.

Ama sistem kaybetmeye devam eder

Ve sonunda da Milli Takım kaybeder.

İSPANYA VE PORTEKİZ BİZE NE ANLATIYOR?

Uzun süredir üzerinde çalıştığım

“Yetenek İsrafı – Türk Futbolunun Geleceği İçin Milli Reform Raporu 2026–2040”

isimli çalışmamda özellikle İspanya ve Portekiz örneklerini inceledim.

Çünkü bu ülkelerin başarısının arkasında yalnızca birkaç büyük kulüp yok.

Bir ekosistem var.

Çocuğun erken yaşta keşfedilmesinden teknik eğitimine kadar

Beslenmesinden psikolojisine kadar

Okul hayatından fiziksel gelişimine kadar

Veri analizinden bireysel gelişim programına kadar

Scout ağından rezerv takımlara kadar uzanan bir sistem.

Barcelona’nın altyapısı yalnız futbolcu yetiştirmiyor.

Bir futbol anlayışı yetiştiriyorlar

Sporting, Benfica, Porto gibi Portekiz kulüpleri yalnız transfer yapmıyorlar

Oyuncu buluyor, geliştiriyor, oynatıyor ve dünya futboluna ihraç ediyorlar.

Portekiz gibi nufusu Türkiye’nin çok altında olan bir ülkenin yıllardır dünya futboluna oyuncu ihraç edebilmesi tesadüf değildir.

Bu bir üretim modelidir.

Biz ise çoğu zaman ürün satın alıyoruz.

Onlar fabrika kuruyor.

Aradaki temel fark işte bu

TÜRKİYE’NİN FUTBOLCU FABRİKALARINA İHTİYACI VAR

“Futbolcu fabrikası” derken beton binalardan söz etmiyorum.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey bir Milli Futbolcu Gelişim Sistemidir.

Edirne’den Hakkari’ye

Trabzon’dan Antalya’ya

Diyarbakır’dan İzmir’e

Konya’dan İstanbul’a

Türkiye’nin bütün çocuklarını tarayan bir sistem.

Milyonlarca çocuk arasından yetenekleri bilimsel yöntemlerle belirleyen sistem.

Onları ailelerinin ekonomik durumundan bağımsız olarak eğiten sistem

Beslenmesini sağlayan sistem

Okul eğitimini aksatmayan sistem

Modern tesislerde geliştiren sistem

İyi antrenörlerle buluşturan sistem

Ve gelişimini yıllarca veriyle takip eden bir yapı.

Türkiye’nin gerçek futbol hazinesi Avrupa’daki transfer listelerinde değil

Anadolu’nun mahallelerinde, okul bahçelerinde ve küçük kulüplerinde henüz keşfedilmeyi bekleyen çocuklardadır.

HER BÜYÜK KULÜBE BİR “YILDIZ FABRİKASI”

Galatasaray

Fenerbahçe

Beşiktaş

Trabzonspor

Ve Süper Lig’in diğer kulüpleri

Her kulübün başarı kriterlerinden biride lig sıralaması olmamalıdır.

Şu da sorulmalı

Bu kulüp son beş yılda kaç futbolcu yetiştirdi?

Kaçını A takıma çıkardı?

Kaçına düzenli süre verdi?

Kaçını Milli Takım’a gönderdi?

Kaçını Avrupa’ya ihraç etti?

Altyapıya bütçesinin yüzde kaçını ayırdı?

Kaç tam zamanlı scout çalıştırıyor?

Kaç spor bilimci, psikolog ve bireysel gelişim uzmanı istihdam ediyor?

İşte gerçek kulüp karnesi bunlar olmalı

YABANCI FUTBOLCU DÜŞMANLIĞI DEĞİL

Burada asla yanlış anlaşılmak istemem.

Ben yabancı futbolcuya karşı değilim.

Kaliteli yabancı oyuncu Türk futboluna çok şey kazandırabilir.

Gençlerimiz Salah ile aynı antrenmana çıkıyorsa ondan öğrenecekleri çok şey vardır.

Lukaku’nun profesyonelliğinden yararlanabilirler.

Vlahovic gibi üst düzey bir santrforla çalışmak genç bir oyuncunun gelişimini hızlandırabilir.

Benim itirazım yabancı oyuncuya değil, yabancı oyuncuya bağımlı futbol modeline.

Türkiye dünya yıldızlarının kariyerlerinin son durağı olacak bir ülke olmamalıdır.

Kendi dünya yıldızlarını yetiştiren bir ülke olmalıdır.

TRANSFER EKONOMİSİ Mİ,
ÜRETİM EKONOMİSİ Mİ

Her yıl milyonlarca avro bonservis ve ücret olarak yurtdışına giderken başka ülkeler altyapılarında yetiştirdikleri futbolcuları dünyaya satarak yüz milyonlarca avro gelir elde ediyor.

Bir başka ifadeyle

Biz futbolcu ithal ederken

Onlar futbolcu ihraç ediyor.

Türkiye, Sanayide nasıl yüksek katma değerli üretimleri konuşuyorsa futboldada aynı kavramları konuşmak zorundadır.

Yetenek keşfedilir.

Eğitilir.

Geliştirilir.

Değer kazanır.

A takımda oynar.

Milli Takım’a çıkar.

Dünyaya ihraç edilir.

Ve yerine yeni çocuklar gelir.

Sürdürülebilir futbol ekonomisinin temeli budur.

TFF’NİN EN BÜYÜK PROJESİ TRANSFER OLMAMALI

Federasyonun asli görevi kulüplerin transferlerini izlemek değildir.

Türk futbolunun 10, 20, hatta 30 yıllık geleceğini planlamaktır.

Ben olsam bugün TFF’nin kapısına kocaman şu soruyu asardım

“2038 DÜNYA KUPASI’NDA OYNAYACAK ÇOCUKLARIMIZ ŞU ANDA NEREDE?”

Onlar şimdilerde

Muhtemelen 8–12 yaşlarındalar.

Belki Şanlıurfa’da sokakta top oynuyorlar.

Belki Rize’de bir okul takımındalar.

Belki İzmir’de küçük bir kulüpteler.

Belki Akşehir’de kimse onları henüz fark etmedi.

Belki İstanbul’da ailesinin futbol okuluna verecek parası yok.

Eğer bugün onları bulamazsak 12 yıl sonra yine

“Neden santrforumuz yok?” diye tartışacağız.

2002’Yİ NEDEN HALA KONUŞUYORUZ?

Çünkü Türkiye, 2002 Dünya Kupası’nda üçüncü olduğunda yalnız iyi futbolculara sahip değildi.

İyi bir jenerasyonun arkasında organizasyon, tecrübe ve yönetimde vardı.

Can Çobanoğlu gibi Millî Takım organizasyonunu uluslararası standartlarda yöneten isimler vardı.

Bugün artık futbol çok daha bilimsel.

Uyku takip ediliyor.

Beslenme ölçülüyor.

Kas yükü ölçülüyor.

Seyahat süreleri hesaplanıyor.

Psikolojik dayanıklılık çalışılıyor.

Veri analizi yapılıyor.

Rakibin yüzlerce parametresi inceleniyor.

Modern futbolda tesadüfe bırakılabilecek alanlar giderek azalıyor.

O halde bizimde yönetim anlayışımızın çağın önünde olması gerekmez mi?

BİR GAZETE MANŞETİNDEN DAHA BÜYÜK MESELE

Tekrar o manşete dönersek

“LİG ŞİMDİ SÜPER OLDU”

Keşke keşke

Keşke Salah geldiğinde gerçekten Süper Lig süper olsaydı.

Keşke Lukaku indiğinde altyapı sorunumuz çözülseydi.

Keşke Vlahovic formayı giydiğinde bütün gençlerimiz dünya standartlarında eğitim almaya başlasaydı.

Mskesef futbol böyle çalışmıyor.

Bugün dünyanın en pahalı oyuncularını getirip yarın Avrupa kupalarında erkenden eleniyorsanız ortada ciddi bir sorun var demektir.

Kulüplerimiz transferde milyonlarca avro harcarken Milli Takımımız santrfor arıyorsa ortada gerçekten çok ciddi bir sorun vardır.

86 milyonluk ülkenin çocuklarının önüne yeterli gelişim yolu koyamıyorsanız ortada çok daha büyük bir sorun var demektir.

Bu nedenle spor basınınada bir çağrım var

Salah’ın kaç gol atacağını elbette yazın.

Lukaku’nun performansını tartışın.

Vlahovic’in gollerini manşete taşıyın.

Ama yılda birkaç kez de şu manşeti atın

“ÜLKEMİZ NEDEN FUTBOLCU YETİŞTİREMİYOR?”

Belkide Türk futboluna en büyük hizmetlerden biride bu soruyu sürekli sormakta olacaktır.

BEN BUNLARI NEDEN YAZIYORUM?

Bazen kendi kendime bende soruyorum.

Ben profesyonel futbol yöneticisi değilim.

Spor yazarı değilim.

Teknik direktör değilim.

Futbol ekonomistide değilim.

Gençliğinde amatör futbol oynamış, sporu çok seven bugün yarı emekli, taze bir denizci olarak dünyayı ve ülkesini gözlemlemeye devam eden 71 yaşında birisiyim.

Seksenin üzerinde ülkeyle hasbihal etmiş, farklı toplumları ve ekonomileri yakından görmeye çalışmış bir müteşebbis tarihe meraklı amatör bir araştırmacı ve her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti’ni çok seven sıradan bir yurttaş.

Peki neden yazıyorum?

Çünkü yıllar insana yalnız yaş vermiyor.

Gözlem veriyor.

Tecrübe veriyor.

Karşılaştırma imkanı veriyor.

Ve, insan gördüğü bir eksikliği söylemeden geçemiyorsa yazmak bir tercih olmaktan çıkıp vatandaşlık sorumluluğuna dönüşüyor.

Benim hiçbir makamdan, kulüpten, federasyondan veya kişiden beklentim yok.

Kimseyle hesabımda yok.

Tek arzum tek dileğim var

Bu ülkenin çocuklarının yetenekleri heba olmasın.

YETENEK İSRAFI BİR MİLLİ SERVET İSRAFIDIR

Bir ülkede petrolü toprağın altında bırakmak nasıl ekonomik kayıpsa, yetenekli çocukları keşfedememekde insan kaynağı kaybıdır.

Belki bugün Anadolu’nun bir kasabasında geleceğin dünya çapındaki Türk santrforu yaşıyor. Kim bilir.

Ama scout ona ulaşmıyor.

Belki geleceğin kalecisi bir okul bahçesinde.

Belki geleceğin oyun kurucusu ailesinin imkanı olmadığı için futbolu bırakacak.

İşte benim “Yetenek İsrafı” derken anlatmaya çalıştığım noktada tam olarak bu.

BU SEZON BAŞLARKEN BİR ŞEYİ DEĞİŞTİRELİM

Süper Lig başlıyor.

Tribünler dolacak.

Heyecan başlayacak.

Ben de Fenerbahçeli olarak takımımı destekleyeceğim.

Beşiktaşlı Eşim Beşiktaş’ını

Galatasaraylı Torunum Galatasaray’ını…

Trabzonsporlu Komşum Trabzonspor’unu destekleyecek.

Bundan daha doğal bir şey yok.

Aslında hepimiz aynı formayı giyiyoruz

TÜRKİYE.

O nedenle bu sezon yalnız skor tabelasına bakmayalım.

Bir gözümüz de altyapıda olsun.

Bir genç ilk kez forma giydiğinde onu da yıldız transfer kadar alkışlayalım destekleyelim.

Bir Anadolu kulübü 17 yaşındaki çocuğunu sahaya sürdüğünde onu da haber yapalım.

Bir Türk antrenör genç oyuncu yetiştirdiğinde onu da manşete taşıyalım.

Çünkü Türk futbolunun gerçek kurtuluşu havalimanlarında karşılanan yıldızlarda değil

henüz kimsenin adını bilmediği çocuklardadır.

SON SÖZ

Salah gelsin.

Lukaku gelsin.

Vlahovic gelsin.

Dünyanın yıldızları Türkiye’de oynasın.

Tribünler dolsun.

Yayınlarımız dünyaya satılsın.

Süper Lig gerçekten dünya markası olsun.

Buna kim karşı çıkabilir? Kimse

Ama bütün bunların yanına bir şey daha koyalım

KENDİ YILDIZLARIMIZI DA YETİŞTİRELİM.

Bir gün dünya gazeteleri,

“Türk kulübü yine dünya yıldızı transfer etti”

diye değil;

“Türkiye yine bir dünya yıldızı yetiştirdi”

diye manşet atsın.

O gün geldiğinde bende gönül rahatlığıyla

“LİG ŞİMDİ GERÇEKTEN SÜPER OLDU”

derim.

Çünkü kupalar sözle kazanılmaz.

Parayla yıldız satın alınabilir ama futbolun geleceği satın alınamaz.

Gelecek

Planlanır,

Eğitilir,

Yetiştirilir,

Sabırla inşa edilir.

28 Haziran’da yazmıştım ya

“Kupayı alıp geleceğiz demekle kupa alınmıyor.”

diye

Bugün, yeni sezonun başında buna bir cümle daha ekliyorum

YILDIZLARI GETİRMEK GÜZELDİR

AMA ASIL BÜYÜKLÜK

YILDIZLARI YETİŞTİRMEKTİR

Türkiye’nin futbol meselesi birkaç yıldız transferi değil, kaybettiğimiz binlerce yetenektir.

O çocukları bulduğumuz gün yalnız ligimiz değil

Türk futbolunun geleceğide gerçekten SÜPER olacaktır inanın.

Mustafa Berk
16 Ağustos 2026