Kaybedilen Zamanın Bilançosu

KAYBEDİLEN ZAMANIN BİLANÇOSU: DARAĞACINDA DURDURULAN TÜRKİYE VE BİR NESLİN UYANIŞ REHBERİ
Son zamanlarda dillerde dolaşan bir söz var “Gençler bilmez…”
Ben bu sözü gençlerimizi küçümsemek için asla doğru bulmuyorum. Eğer bugün gençlerimizin bilmediği bir tarih varsa, önce durup kendimize şu soruyu sormalıyız.
Biz onlara ne anlattık, ne öğrettik, hangi belgeleri gösterebildik?
Yetmiş bir yaşında bir insan olarak ben, Türkiye’nin yakın tarihini kitap sayfalarından değil bizzat hayatın, sokakların ve mücadelerin içinden yaşayarak öğrendim. Bizden önceki kuşaklar Menderes dönemini yaşadı. Bizler ise 1960 sonrasının askeri muhtıralarını, 12 Eylül’ün karanlığını, siyasi kavgaları, krizleri, tüp ve gaz kuyruklarını, devalüasyonları ve koalisyon krizlerini gördük. Yani 2002 öncesi Türkiye’nin o hantal, kırılgan ve vesayet altındaki yapısını çok iyi biliyoruz, sonrasında atılan büyük kalkınma adımlarının biliyor ve yaşıyoruz.
Bugün Türkiye, tarihsel hafızasını ekran süreleri ile birkaç saniyelik sosyal medya videoları arasında kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.
Ülkesinin yakın tarihini klavye trollerinin manipülasyonlarından ibaret sanan vatanverliğini yalnızca slogan atmaktan veya İzmir Marşı söylemekten ibaret gören dini değerlerinden, Türk örf ve adetlerinden kopartılan bir nesil tehlikesi kapımızdadır.
Ancak gençlerimize yalnız kahramanlar ve hainler üzerinden bir tarih anlatırsak, onlara gerçeği değil sadece kendi tarafımızı miras bırakmış oluruz. Gençlerimizin sloganlardan çok daha fazlasını, yani yalın gerçekleri bilmeye hakları var.
Çünkü bu ülkenin bağımsızlık mücadelesi, kendi kendini baltalayan dış müdahalelerin ve vesayet odaklarının tarihidir.
İptal edilen fabrikalar yatırımlar ve ABD Bağımlılığını açtığı derin yaralara Demokrat Parti dönemindeki kesintiye bakmadan önce, bu yıkım sürecinin zeminini hazırlayan 1940’lı yıllardaki kendi kendimize indirdiğimiz darbeleri hatırlamak şart
* Nuri Demirağ’ın Uçak Fabrikası (1944)
Yeşilköy’de kurulan ve Nu.D-38 tipi yolcu uçaklarını üreten Nuri Demirağ’ın fabrikası, İsmet İnönü döneminde Türk Hava Kurumu’nun siparişleri iptal etmesiyle kapatıldı. Bir pilot hatası bahaneler zincirine dönüştürüldü ve Türkiye’nin kendi uçağını üretme vizyonuna kilit vuruldu.
* Kayseri Uçak Fabrikası ve TOMTAŞ
İlk yerli uçaklarımızı üreten ve ihraç eder konuma gelen Kayseri’deki devasa altyapı, MKEK’ye devredilip bakıma çekilerek işlevsizleştirildi.
* Şakir Zümre ve İlk Millî Silah Fabrikası
Türk Hava Kuvvetleri’ne mühimmat ve uçak bombası üreten Şakir Zümre Fabrikası, II. Dünya Savaşı sonrasında Marshall Yardımları kapsamında ABD’den gelen ucuz silahlar gerekçe gösterilerek siparişsiz bırakıldı. Fabrika, ordunun ihtiyacı kalmadığı söylenerek soba üretmeye zorlandı.
* Nuri Killigil ve Sütlüce Sabotajı (1949)
Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Killigil tarafından Sütlüce’de kurulan mühimmat fabrikası, Filistin’e ve bölge ülkelerine bağımsız silah ihraç ederken 2 Mart 1949’da faili meçhul bir patlamayla havaya uçuruldu.
* Marshall Yardımları ve Teslimiyet
ABD’nin Marshall Planı kabul edilerek ağır sanayi ve savunma hamlelerimiz durduruldu. Türkiye’ye Siz sanayi üretmeyin, tarım ülkesi olun uçağıda silahıda bizden alın stratejisi dayatıldı.
1950’lerde Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat Parti iktidarıyla birlikte, bu felç edilmiş sanayi ve altyapı hafızası yeniden ayağa kaldırılmaya çalışıldı. Ancak 27 Mayıs 1960 darbesiyle bu hamle kanlı bir şekilde kesintiye uğradı
* Boğaz Köprüsü Projesi
1957’de kanunu çıkarılan, Amerikan ve İngiliz firmalarıyla anlaşmaları imzalanan Boğaz Köprüsü projesi, darbeciler tarafından durduruldu. Yapımı engellenen köprü ancak 1973’te tamamlanabildi.
* Nükleer Enerji Hamlesi
1958’de Menderes tarafından temeli atılan TR-1 araştırma reaktörü ile Türkiye’nin nükleer yolculuğu başladı. Darbe sonrası hedefler rafa kaldırıldı; Akkuyu’nun saha olarak belirlenmesi bile 1976 yılını buldu.
* Rafa Kaldırılan 574 Proje
16 Şubat 1962 Meclis kayıtlarına geçen belgelere göre; Haliç köprüsü, metro planları ve imar hamleleri de dahil olmak üzere tam 574 vizyonel proje darbeciler tarafından rafa gönderildi.
Menderes idam edilmeseydi bugün nasıl bir Türkiye olurdu? Hiç bu olası gerçeği düşündünüzmü? Eğer 1940’lardaki fabrikalar kapatılmasaydı, ABD yardımlarına bağımlılık seçilmeyip Menderes döneminde başlatılan altyapı hamlesi 27 Mayıs ile kesilmeseydi bugün nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk?, Nasıl bir Türkiye olur du? Şimdi ona bakalım
* Sanayi ve Havacılık Devi Bir Türkiye
Nuri Demirağ ve Kayseri Uçak Fabrikaları engellenmeseydi, Türkiye 1960’larda kendi jet motorunu üreten, Boeing veya Airbus ölçeğinde küresel bir havacılık devi olacaktı.
* Savunma Sanayiinde Tam Bağımsızlık
Şakir Zümre ve Nuri Killigil’in tesisleri yaşatılsaydı, Türkiye 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda ABD ambargosuyla sarsılmayacak kendi savaş gemisini ve mühimmatını çoktan ticarileştirmiş olacaktı.
* Enerji Bağımsızlığı ve Ekonomik Güç
1959’daki nükleer reaktör hamlesi sürseydi, 1970’lerdeki küresel petrol krizleri Türkiye’yi teğet geçecek ülke kronik cari açık ve yüksek enflasyon sarmallarına girmeyecekti.
* Siyasi İstikrar ve Küresel Güç
Darbeler sarmalı hiç başlamayacak, sermaye kaçışı yaşanmayacaktı. Türkiye bugün GSMH bakımından dünyanın ilk 5-6 ekonomisi arasında, G-7 liginde yer alacaktı.
Burada mesele Yalnızca Yol ve Fabrika Değil aynı zamanda bir demokrasi İrtifası
27 Mayıs’ın Türkiye’ye verdiği en büyük uzun vadeli hasar, askerin siyasal sistemin hakemi olabileceği düşüncesini meşrulaştırmasıdır. 27 Mayıs’tan sonra Türkiye 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı ve nihayetinde 15 Temmuz ihanetini yaşadı.
Eğer Türkiye 1950’de başlayan çok partili demokrasiyi 1960’ta darbelerle değil sandıkla sürdürebilseydi hukuk devamlılık kazanacak, yatırımcı önünü görecek ve kurumlarımız güçlenecekti. Çünkü ekonomi yalnız fabrikayla değil, güven ve istikrarla büyür.
2000’li yıllardan itibaren atılan büyük kalkınma ve savunma sanayii adımları, aslında 1940’larda ve 1960’larda kendi elimizle ve vesayet odaklarıyla durdurduğumuz öz geleceğimizi yeniden kazanma mücadelesidir.
SONSÖZ
Yetmiş yılı aşkın hayatımda şunu gördüm Türkiye’nin insanı çalışkandır, girişimcidir ve en zor şartta bile ayağa kalkmasını bilir.
Meselemiz hiçbir zaman insanımızın kabiliyetsizliği olmadı meselemiz devamlılık eksikliği oldu. Birinin yaptığını ötekinin yıkması, bir hükümetin başlattığını diğerinin durdurması ve sandıkta çözülmesi gereken meselelerin darbelerle fethedilmeye çalışılması bizi geriletti.
Adnan Menderes’in idamı yalnız bir siyasetçinin trajedisi değildir Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğine indirilmiş en ağır bir darbedir.
En büyük kayıp, bir neslin oluşturduğu bilgi ve tecrübenin sonraki nesle aktarılamamasıdır.
Türkiye’nin geçen yüzyıldaki ekonomik ve siyasi tarihini anlamak istiyorsak şu hakikati asla unutmayın
Bir ülkenin yıkılan fabrikasını yeniden kurabilirsiniz.
Ama kaybettiğiniz 40 yılı hiçbir bütçeyle satın alamazsınız.
Ülkeler yalnız yaptıklarıyla büyümezler; yarım bırakmadıklarıyla, köklerine ve değerlerine sahip çıktıklarıyla büyürler.
Gençlerimize düşen en büyük görev sosyal medyanın rüzgarlarına kapılmadan, kendi medeniyet değerlerine, dinine, örfüne ve tarihsel hafızasına sahip çıkarak bu milli kalkınma bayrağını dahada ileriye taşımaktır.
Mustafa Berk
20 Eylül 2026