İşlem Tamam Mı? 2. Bölüm

Bir Partinin Hikayesimi,
Türk Siyasetinin Aynasımı?
İlk bölümde şu soruyu sormuştum
Bugün yaşananlar gerçekten yeni mi? diye
Şimdi gelin, cevap için yaklaşık yüz yıllık siyasi hafızamıza bakalım.
Çünkü bazen bir toplumun geleceğini anlamanın en doğru yolu, geçmişini önyargısız okumak
Ben bunu bir siyasi polemik olarak asla değil, bir vatandaşın tarih karşısındaki vicdan muhasebesi olarak görüyorum.
CHP’nin Bölünme Hafızası
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin en köklü siyasi hareketidir.
Aynı zamanda tarih boyunca içinden en fazla yeni siyasi hareket çıkan partilerden biridir.
Bu durum tek başına bir başarı ya da başarısızlık ölçüsü değildir olamazda
Ancak üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir sosyolojik veridir.
İşte yaklaşık seksen yıllık kronolojiye bakın
1. Milli Kalkınma Partisi, 1945 (çok partili döneme geçiş) – Başkan: Nuri Demirağ
2. Demokrat Parti, 1946 – Adnan Menderes
3. GÜVEN PARTİSİ, 1967 – Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu
4. CUMHURİYETÇİ PARTİ, 1972 – Kemal Satır
5. DEMOKRATİK SOL PARTİ, 1983 -Bülent Ecevit
6. HALKÇI PARTİ, 1983 – NECDET CALP
7. SODEP SOSYAL DEMOKRAT PARTİ 1983 – ERDAL İNÖNÜ
8. SOSYAL DEMOKRAT HALKÇI PARTİ – 1985 AYDIN GÜBEN GÜRKAN
9. SOSYAL DEMOKRAT HALK PARTİSİ, 2002 – Murat Karayalçın
10. YENİ TÜRKİYE PARTİSİ , İSMAİL CEM KEMAL DERVİŞOĞLU
11. YENİ PARTİ, 2008 – Tuncay Özkan
12. HALKIN YÜKSELİŞİ PARTİSİ, 2005 – Yaşar Nuri Öztürk
13. ANADOLU PARTİSİ, 2014 – Emine Ülker Tarhan
14. YENİLİK PARTİSİ, 2018 – Öztürk Yılmaz
15. TÜRKİYE DEĞİŞİM PARTİSİ, 2020 – Mustafa Sarıgül
16. Memleket Partisi, 2021- Muharrem İnce
17. Yeni Parti 2026- Özgür Özel
(Bu isim 1990 yeni değildir Yusuf Bozkurt Özal daha önce Yeni Parti’yi kurmuştu Yeni Parti, oyların yüzde 0,13’ünü aldıktan sonra 1997 yılında Demokrat Parti ile birleşerek hukuki varlığını sona erdirmişti)
Listeye dikkatle bakınca ilginç bir gerçek ortaya çıkıyor. Görünen şu,
Neredeyse her nesilde
Her on yılda
Benzer bir ayrılık yaşanmış.
Farklı isimler
Farklı liderler
Fakat benzer tartışmalar
Bu tablo bana tek bir soruyu düşündürüyor
Acaba sorun kişilerde mi, yoksa siyasal kültürdemi?
Atatürk Döneminden Bugüne Değişmeyen Bir Arayış
Bugün birçok kişi parti içindeki tartışmaları yalnızca güncel gelişmeler üzerinden değerlendiriyor.Oysa mesele çok daha eskidir.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında bile farklı yönetim anlayışları ortaya çıkmıştı hatırlayın
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası
Ardından Serbest Cumhuriyet Fırkası denemesi
Bunlar Cumhuriyet’in henüz ilk yıllarında farklı siyasal arayışların başladığını gösterdi bize
Daha sonra çok partili hayata geçiş sürecinde yaşanan Dörtlü Takrir, Türk demokrasi tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Celâl Bayar
Adnan Menderes
Fuat Köprülü
Refik Koraltan
Onlarda Parti içinde değişim talep ettiler.
Bu süreç daha sonra Demokrat Parti’nin doğuşuna uzandı.
Demokrasi tarihi açısından bakıldığında bunlar yalnızca ayrılıklar değildi
Aynı zamanda Türkiye’nin farklı yönetim anlayışlarını arama çabalarının kilometre taşlarıydı bugünde öyle mi acaba
Siyasette Asıl Güç Uzlaşma Kültürüdür
Demokrasi sadece seçim kazanmak değildir.
Asıl başarı
Farklı fikirleri aynı masa etrafında yaşatabilmektir.
Çünkü güçlü kurumlar, farklı sesleri susturarak değil dinleyerek büyür.
Bir siyasi hareket, kendi içinde uzlaşma kültürü üretebildiği ölçüde topluma güven verebilir.
Bunun tersi ise yalnızca partiye değil, demokrasiye de zarar verir.
Tekrar tekrar eden soru şu kafalarda
Yaklaşık yüz yıllık tabloya baktığımızda şu soruyu sormadan edemiyorum
Neden aynı siyasi gelenek içinde bu kadar çok ayrılık yaşandı? Neden
Neden her yeni dönemde DEĞİŞİM söylemi yeniden ortaya çıktı?
Neden birçok yeni hareket büyük umutlarla başladı, fakat önemli bir kısmı kalıcı olamadı?
Bence bu soruların cevabı kişilerden çok çok daha büyük
Bunun cevabı bana göre
Türkiye’nin siyasal kültüründe
Parti içi demokraside
Uzlaşma anlayışında
Ve toplumla kurulan ilişkide aranmalıdır diye düşünüyorum
Belki de mesele, yeni parti kurmak değil
Eski sorunları çözebilmektir.
Bir sonraki bölümde artık bugüne geleceğiz.
Son yıllarda yaşanan gelişmeleri,
“İşlem Tamam mı?” sorusunun neden ortaya çıktığını ve bütün bu tarihi çizginin bugünkü tabloyla nasıl kesiştiğini birlikte değerlendireceğiz.