Haliç’ten Hipersonik’e

Çocuk Cesetleri Üzerine Nobel İsteyen Katillerin Türkiye ile Görülecek Hesabı Var
(18 Nisan 2026 tarihli “Tarihin En Ağır Hesabı” yazısının devamı)
Dünyaya insanlığa soruyorum.
Vicdanı olan herkese soruyorum.
Ne oldu size? NE OLDU?
BİR ANKET VE AĞIR BİR GERÇEK
Dün bir araştırma yayımlandı.
Türkiye’de 26 ilde 2008 kişiyle yapılan ankette şu soru soruldu
“Hangi ülkeler Türkiye’ye düşman?”
Cevap net geldi.
Yüzde 85.2 ile birinci sırada İsrail.
Yüzde 78 ile ikinci sırada ABD.
Türk halkı biliyor. Türk halkı hissediyor.
İSA’NIN HEYKELİNİ PARÇALADILAR
22 Nisan 2026.
Lübnan’ın güneyinde, Deyr Seryan beldesinde bir İsrail askeri Hz. İsa’yı simgeleyen heykele balyozla vuruyor ve paramparça ediyr .
BM sözcüsü “şok edici” dedi. Way be
Sadece “şok edici.” öylemi?
Oysa Gazze’de yaklaşık 1000 den fazla cami yıkılmıştı. Kimse “şok edici” demedi. Neden sustular Neden?
Şimdi bir Hristiyan heykeli parçalandı. Dünya “şok edici” diyor.
Peki camiler yıkılırken neredeydiniz?
Cevap: Sessizdiniz.
Çünkü sessizlik sizin için daha kolaydı. Çünkü vicdan bazen çok ağır gelir.
ATEŞKESE RAĞMEN ATEŞ
17 Nisan’da ateşkes ilan edildi.
25 Nisan’da İsrail Lübnan’ın güneyine hava saldırısı düzenledi. 6 kişi öldü.
Ateşkese rağmen yaptılar bunu
ve İsrail Savunma Bakanı Katz ne dedi?
“İsrail İran’a karşı savaşı yeniden başlatmaya hazır. Hedefler belirlendi ABD’den yeşil ışık bekliyoruz.”
Haaretz yazdı: Netanyahu Ekim seçimlerine giderken savaşın “sonsuz ateşini” canlı tutmak istiyor. Gazze’ye yeniden saldırı hazırlıkları başladı.
Anlıyormusunuz bunu
Çocuklar ölüyor, Savaş seçim aracı oluyor.
Bu insanlık tarihinin en büyük ahlaki çöküşüdür.
Ve bu çöküşe dünya artık susmamaya başladı.
İspanyol milletvekili Bergerot kürsüden haykırdı
“Minab’da 160 çocuğun yaşamını yitirmesiyle ve o ölümlerin kutlanmasıyla artık dünyanın hiçbir yerinde kadın haklarını savunamazsınız.
TÜM DÜNYA ABD VE İSRAİLİ LANETLEMELİDİR.”
Bu cümleyi bir Avrupalı milletvekili söyledi.
Bir Müslüman değil. Bir Arap değil. Bir Türk değil.
Bir İspanyol.
Ve bu ses bugün dünyanın dört bir yanında yankılanıyor.
Vicdan milliyetsizdir. Vicdan dinsizdir. Vicdan sınır tanımaz.
Ve o vicdan artık konuşmaya başladı.
İNSANLIĞIN SINIRLARI AŞILDI: BELGELENMİŞ VAHŞET
Şimdi rakamları konuşturalım.
Çünkü rakamlar yalan söylemez.
Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de İsrail saldırılarında 71 binden fazla kişi hayatını kaybetti. 71 bin. Bu bir şehrin nüfusudur. Yerle bir edildi.
İsrail 2025’te işgal altındaki Batı Şeria’ya binden fazla saldırı düzenledi. 200’den fazla Filistinliyi öldürdü. Ekim 2023’ten bu yana Batı Şeria’da hayatını kaybedenlerin sayısı binleri aştı.
İsrail’in Lübnan’da 2 Mart’tan itibaren gerçekleştirdiği saldırılarda ölenlerin sayısı 2 bin 491’e, yaralı sayısı 7 bin 719’a ulaştı. Yerinden edilenlerin sayısı ise 1 milyon 162 bini geçti.
Duruyorum ve içim sızlıyor
Bu rakamları bir daha bir daha okuyun.
71 bin Gazze’de. 2491 Lübnan’da. 1000’den fazla Batı Şeria’da.
Ve dünya “endişeyle takip ediyor.”
Yetmedi.
İsrail 2025’te en büyük saldırılarından birini Katar’ın başkenti Doha’da gerçekleştirdi.
Üstelik 9 Eylül’de Gazze’de ateşkese yaklaşıldığı konuşulurken, ABD’nin sunduğu ateşkes teklifini görüşmek üzere toplanan Hamas müzakere heyetinin bulunduğu binayı bombaladı. Saldırıda Katarlı bir polis de hayatını kaybetti.
Duyuyor musunuz?
Ateşkes görüşmesi yapılan binayı vurdular.
Barış masasını bombaladılar.
Bu ne anlama gelir?
İsrail barış istemiyordur.
Savaş onun varlık sebebidir.
Çünkü savaş olmadan o bölge haritasını yeniden çizemezler
BM uzmanı Rajagopal açıkça söyledi: “İsrail’in 2026’da Lübnan’ın güneyine yönelik saldırıları, taktiksel olarak İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırım kampanyasına çok benziyor.
Tahliye emirleri, sivil altyapının hedef alınması ve köylerin buldozerlerle yıkılması Gazze’deki uygulamalarla birebir örtüşüyor. Ayrıca İsrail tarafında Lübnan topraklarının ilhakına yönelik niyet açıklamaları da bulunuyor.”
Niyet açıklamaları.
Yani saklamıyorlar bile.
Önce Gazze. Sonra Lübnan’ın güneyi. Sonra?
Cevabı tarihin derinliklerinde. Ve o cevap Anadolu’ya uzanıyor.
Bunu aklınızdan çıkarmayın.
TRUMP’IN AKILDIŞI SÖZLERİ: TARİHE GEÇEN UTANÇ VESİKASIDIR
Ve şimdi bu savaşın baş aktörü Trump’a gelelim.
Bu adam ne söyledi biliyor musunuz?
Trump, İran’a yönelik açıklamasında şunu dedi:
“Bu gece bütün bir medeniyet yok olacak, bir daha geri gelmeyecek. Her köprü gece yarısına kadar yerle bir edilecek, her elektrik santrali yanacak, patlayacak ve bir daha kullanılamayacak.”
“Bütün bir medeniyet yok olacak.”
Bu cümleyi bir ABD nin Başkanı söylüyor. Resmi hesabından. Dünyaya ilan etti.
İran binlerce yıllık bir medeniyettir. Persler insanlığa hukuku, matematiği, astronomıyi öğretti. O topraklarda peygamberler yürüdü. O topraklarda insanlığın ilk yazılı kanunları kaleme alındı.
Ve Trump o medeniyeti “gece yarısına kadar yok edeceğim” dedi.
Yetmedi.
Trump ayrıca şunu da söyledi: “İran’daki rejimi belki de dolaylı olarak değiştirdim bile.”
Yani bu adam hem saldırıyor hem övünüyor. Hem yıkıyor hem gülümsüyor. Hem öldürüyor hem Nobel istiyor.
Nobel Barış Ödülü isteyenin yüzü bu.
NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ VE HAYSİYETSİZ BİR TALEP
Trump “8 barış yaptım, Nobel benim hakkım” diyor.
Durun bir dakika.
Hangi barış?
Minab’daki 160 kız çocuğunu Tomahawk’la öldüren barış mı?
Lübnan’a ateşkese rağmen bomba yağdıran barış mı?
“Bütün bir medeniyeti yok edeceğim” diyen barış mı?
Nobel Barış Ödülü Martin Luther King’e verildi. Nelson Mandela’ya verildi. Kofi Annan’a verildi.
O ödülün bu adama verilmesi insanlığa yapılacak en büyük hakarettir.
Dünyanın en büyük ödülünü çocuk cesetleri üzerine inşa edilmiş bir “barış”a vermek, o ödülün tarihine yazılacak en kara lekedir.
Nobel komitesi bu talebe “hayır” diyecek cesareti bulabilecek mi? Bulamaz
Fakat tarih o cevabı da yazacak elbet.
ALMANYA: VİCDAN MI, SUÇLULUK MU?
80 milyonluk Almanya. Dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri. Nürnberg’i yaşamış. Soykırımın utancını taşımış.
Ve bugün?
İsrail’e silah veriyor. Para veriyor. Destek
veriyor.Başbakanları İSRAİL’E gidip başına kipa takıyor
Neden?
Cevap acı ama nettir: Suçluluk duygusu.
Geçmişte Yahudi halkına yapılan soykırımın ağırlığını taşıyan Almanya, bugün başka bir soykırımı finanse ederek o vicdanı örtmeye çalışıyor.
Ama bu mantık çökmüştür.
Almanya’ya sormak lazım: Altı milyon Yahudi’nin kanını temizlemek için kaç Filistinli çocuğun kanını dökeceksiniz?
Geçmişte uğradığın zulmün ceremesini başkasını ezerek ödemek vicdanı temizlemez. Daha da kirletir.
80 milyonluk Almanya aklını mı yitirdi?
Hayır. Aklını yitirmedi.
Cesaretini yitirdi. Ve bu daha tehlikelidir.
İNGİLTERE: TİLKİNİN PUSUDA BEKLEMESİ
İngiltere her zaman böyle yaptı.
Tarih boyunca.
Değişmeden. Ustalıkla.
Savaş çıkar. İngiltere pusuda bekler. Hesap kitap yapar. Fırsatı kollar. Masaya en son oturur. Ama masadan en karlı çıkar.
Bugün de aynı.
Gazze’de çocuklar ölürken İngiltere “endişeyle takip ediyoruz” diyor.
Lübnan işgal edilirken “diyalog çağrısında bulunuyoruz” diyor.
İsrail askeri Hz. İsa’nın heykelini parçalarken “kınıyoruz” diyor.
Kınamak bedavadır. Cesaret pahalıdır.
İngiltere bedavayı seçti.
Ve tarih, pusuda bekleyen tilkileri de yazdı. Hepsini yazdı.
YUNANISTAN VE KIBRIS: KORKUNUN KÖLESİ
Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi Türkiye korkusundan İsrail’in kucağına oturdu.
Bu trajik bir ironidir.
Çünkü Türkiye bugün dünyanın barış masasını kuran ülke.
Çünkü Türkiye bugün mazlumun yanında duran ülke.
Çünkü Türkiye bugün hem NATO içinde hem Müslüman dünyasında köprü kuran ülke.
Ve komşularımız bu Türkiye’den korkarak soykırımcının yanına sığınıyor.
Korku insanı kör eder.
Kör insan düşmanını dost, dostunu düşman sanır.
Yunanistan ve Kıbrıs bugün tam olarak bunu yapıyor.
Tarih bunu da yazacak. Ve utanç da onların olacak. Herzaman olduğu gşbi
ARAP ÜLKELERİ: ESARET VE SESSİZLİK
Şimdi Arap dünyasına gelelim.
Ve soralım: Neredesiniz?
Filistin katledilirken sustunuz. Lübnan bombalanırken sustunuz. İran savaşa sürüklenirken üslerinizi verdiniz.
Neden?
Çünkü esirsiniz.
Hatırlıyor musunuz? Yıllar önce Suudi Arabistan Kralı İsrail’i eleştirdi. Petrol sevkiyatını durdurdu.
Ne oldu?
Kendi sarayında öldürüldü.
Tıpkı bugün İran liderlerinin suikastlerle yok edildiği gibi. Tıpkı Nuri Killigil’in fabrikasının havaya uçurulduğu gibi. Tıpkı cesaretlilerin her zaman önünün kesildiği gibi.
Suikast bir devlet politikası haline geldi. Ve dünya bu katilin hesabını soramıyor.
Neden soramıyor?
Çünkü o katil Kongre’nin yüzde 96’sını satın almış. Çünkü o katil Beyaz Saray’a günlük rapor veriyor. Çünkü o katil uluslararası mahkeme kararlarını çöpe atıyor.
Arap liderleri. Petrolünüzü sattığınız ülkeler çocuklarınızı vahşiceöldürüyor.
Bu gerçeği ne zaman göreceksiniz?
ŞİMDİ ASIL MESELEYE GELİYORUM
Şimdi size tarihin en az bilinen en derin yarasını anlatacağım.
Ve bu yarayı anlamadan bugünü asla ve kata anlayamazsınız.
2 MART 1949: HALİÇ’E GÖMÜLEN HAYALLER
Saat 17.10.
İstanbul, Sütlüce.
Korkunç bir gürültü. Ardından üç patlama. Ve Haliç’in sularına saçılan bir ömrün parçaları.
O parçalar Nuri Killigil’e aitti.
Kim miydi Nuri Killigil?
Enver Paşa’nın kardeşi. Kurtuluş Savaşı’nın silah ustası. Arap-İsrail savaşında ambargoya rağmen bölgeye mühimmat gönderen tek insan. Türkiye’nin yerli silah ve füze hayalinin bu topraklardaki en büyük öncüsü.
O gün fabrikası havaya uçtu.
27 çalışanıyla birlikte enkaza döndü.
Haliç kızıla boyandı.
Ve tam o dönemde, o kanın üstünde, Türkiye İsrail’i tanıdı. 28 Mart 1949’DA. Kimdi tanıyan kime hizmet etti o kişi tarihe bakarsanız anlarsınız. İsrail’i tanıyan devlet olmasını kabul eden nufüsunun yüzde 99 müslüman olan ülke TÜRKİYE idi tanıyan ve başka hiç bir müslüman ülke o dönem asla İsraili tanımıyordu
Tesadüf mü?
Tarih tesadüf sevmez.
KİRKOR USTANIN YANAN ATÖLYESİ
Kirkor Divarci.
Birinci Dünya Savaşı’nda kendi atölyesinde top mermisi döküyordu. Onlarca yıl emek verdi. Türkiye’nin kendi silahını üretmesi için gece gündüz çalıştı.
Ne oldu?
Atölyesi kapatıldı. Evi yandı. Projeleri yandı. Hayalleri yandı.
Külden geriye ne kaldı?
Bir ustanın kırık yüreği. Ve Türkiye’nin yıllarca kendi silahını üretememesinin acı başlangıcı.
ŞAKİR ZÜMRE VE MARSHALL TUZAĞI
Şakir Zümre.
İlk uçak ve denizaltı bombalarını üretti. Dünyaya ihraç etti.
Sonra ne oldu?
Marshall Yardımı çıktı. “Biz size bedava veririz, siz yorulmayın” dediler. İnönü’nün emriyle fabrika kapatıldı.
Şakir Zümre yıllar sonra İnönü’nün yüzüne baktı ve haykırdı:
“Bizi Amerika’ya muhtaç ettiniz.”
Bu cümle tarihin en acı tespitlerinden biridir. Ve o tespit bugün hâlâ yankılanıyor.
1962: İTÜ’NÜN GENÇ MÜHENDİSLERİ
Yıl 1962.
İTÜ’de genç mühendisler 15 kilometre menzilli füze ürettiler.
Türkiye o yıllarda füze üreten ülkelerle aynı ligdeydi.
Devlet ne yaptı?
“Size bütçe yok, destek yok” dedi.
Ve Türkiye o günden 2020’ye kadar onlarca yıl başkalarının füzesini izledi.
1980’LER: “İSRAİL’DEN ALSAK DAHA İYİ OLUR”
1980’lerde savunma enstitüsü kurulacaktı.
Beş yıl müzakere yapıldı.
Devletin cevabı ne oldu?
“Ne gerek var? İsrail’den alsak daha iyi olur.”
Bu cümleyi hangi el yazdırdı o beyinlere?
Hangi etki bu kararı aldırdı?
Sorular havada asılı duruyor.
Ama vicdanlar cevabı biliyor.
7 NİSAN 2026: ROKETSAN VE ÖCÜN GÜNÜ
7 Nisan 2026.
Roketsan’ın yeni üretim tesisleri açıldı.
Ve o tesislerde adı bile açıklanmayan bir füze sergilendi.
Mach 5 ve üzeri. Hipersonik. Dünyadaki tüm savunma sistemlerini delip geçen bir füze
Nuri Killigil’in Haliç’teki kanı bu füzede. Kirkor Divarci’nin yanan atölyesi bu füzede. Şakir Zümre’nin çığlığı bu füzede. 1962’nin genç mühendislerinin hayali bu füzede.
Hepsi bu füzede.
Ve şimdi o füze hazır.
NİHAİ HEDEF: ANADOLU
İsrail, 2025 yılı boyunca Gazze, Batı Şeria, Lübnan, Suriye, Yemen, İran ve Katar’ı kapsayan saldırılarıyla Orta Doğu’da çok cepheli kalıcı bir çatışma ortamı oluşturdu.
Gazze’den başladı. Lübnan’a sıçradı. Suriye’ye geçti. İran’a uzandı.
Haritaya bakın.
Bu hattın doğal devamı nereye çıkıyor?
Kuzey Suriye. Ardından?
Tarihte “Büyük İsrail” haritası olarak bilinen ve Nil’den Fırat’a, oradan Anadolu içlerine uzanan o hayalin sınırlarına bakın.
O haritada Türkiye’nin güneyi var.
O haritada Anadolu toprağı var.
Nuri Killigil’i Haliç’te parçalayanlar bunu biliyordu. Kirkor Divarci’nin atölyesini yakanlar bunu biliyordu. Şakir Zümre’yi susturanlar da bunu biliyordu.
Ve bugün İsrail medyasının “Türkiye ile savaşırsak kaybederiz” yazması tesadüf değildir.
Çünkü hesap var. Çünkü plan var.
Ama şunu da biliyorlar
O hesabın içinde şimdi göremedikleri ne var MACH5 hızında Türk Füzesi var,,
Çünkü Türkiye artık Mach 5 hızında.
One Minute diyen Türkiye.
BM’de “siz soykırımcı katil devletsiniz” diyen Türkiye.
Barış masasını kuran Türkiye. Hürmüz’ü açan Türkiye.
İsrail’in Türkiye ile görülecek hesabı olduğunu da asla aklınızdan çıkarmayın.
DÜNYAYA SON ÇAĞRI
Şimdi size soruyorum.
Türkiye’den, Afrika’dan, Amerika’dan, Avrupa’dan, Asya’dan bu satırlarımı okuyan herkese soruyorum.
Gazze’de şu an bir çocuk nefes alıyor. Ve o çocuğun yarın da nefes alıp alamayacağı büyük ölçüde bizim sesimize bağlı.
Sustukça zulüm büyür.
Konuştukça umut büyür.
MAYIS ÇAĞRISI: UMUT HER ŞEYİN ÜZERİNDE
Pencerelerinize dışarı bakın.
Mayıs kapıda.
Ağaçlar çiçek açıyor. Toprak yeniden uyanıyor. Kuşlar yeniden şarkı söylüyor. Tabiat her yıl bize aynı şeyi hatırlatıyor:
Karanlık geçer. Kış biter. Bahar gelir.
Zulüm de böyledir. Her zulmün bir sonu vardır.
Roma geçti. Naziler geçti. Apartheid geçti. Sovyetler geçti.
Bu da geçecek.
Şu an acı çeken her mazluma, her Filistinliye, her Lübnanlıya, adalet uğruna sesini yükseltmeye devam eden herkese şunu söylüyorum:
Barışa olan inancınızı asla kaybetmeyin. Adalete olan inancınızı asla yitirmeyin.
Çünkü Cervantes’in dediği gibi
“Bir gün güneş doğacak ve karanlık dağılacak. Sabah her zaman gelir.”
İyilikler kazansın.
Güzellikler kazansın.
Ve mazlumun duası, her zaman olduğu gibi, en yüksek yerlere ulaşsın
“Adalet susmaz. Susturulsa da geri döner.
Masumun kanı, hiçbir gücün arkasına saklanmaz.
Çocukların korkusu, sizin hükmünüzü yıkar.
Zulüm bir sistem olabilir;
ama asla kader değildir.
Her yıkılan ev,
bir gün hesabı sorulacak bir tanıktır.
Sessizlik suçtur.
Tarafsızlık, zalimin kalkanıdır.
Bugün görmezden gelenler,
yarın tarihin karşısında susamayacak.
Hiçbir karanlık sonsuz değildir.
Hiçbir güç dokunulmaz değildir.
Ve hiçbir suç,
adaletin kapısını çalmadan yok olmaz.”
Mustafa Berk
26 Nisan 2026