İçeriğe geç
Pazar Yazıları Yeni yazı: Her hafta pazar günü
Sayı 032

30 Ağustos’tan Mekkeye

Pazar Yazıları 30 Ağustos 2026 · 5 dk okuma

30 AĞUSTOS’TAN MEKKE’YE

Bugün 30 Ağustos.

104 yıl önce bu topraklarda yalnızca bir savaş ile kazanılmadı.

Bir millet, kendi geleceği hakkında kararı başkalarının vermesine razı olmayacağını tüm dünyaya ilan etti.

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının bize bıraktığı Büyük Zafer’in bizim için en önemli anlamlarından biri bu

Bağımsızlık.

Unutmayın bağımsızlık yalnız sınırlarını askerle korumak değildir.

Ekonomide ayakta durabilmek, diplomaside kendi sözünü söyleyebilmektir savunmada başkasının vereceği silaha mahkum olmamaktır ve gerektiğinde dünyanın farklı güç merkezleriyle aynı masaya kendi iradenle oturabilmektir.

30 Ağustos’un yıldönümünde Türkiye’nin önünde ilginç bir fotoğraf var.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın 7 Ağustos’ta Mekke’de imzaladığı Ortak Savunma Anlaşması.

Anlaşmanın en önemli cümlesi çokaçık

Üç ülkeden herhangi birine yapılacak silahlı saldırı, üçüne birden yapılmış kabul edilecek.

Bu, sıradan bir savunma sanayii ticaret anlaşması değil.

Bir tarafta NATO’nun yaklaşık üç çeyrek asırlık üyesi, güçlü ordusu ve giderek büyüyen savunma sanayii kapasitesi ile Türkiye

Bir tarafta İslam dünyasının ekonomik ve enerji merkezlerinden Suudi Arabistan

Diğer tarafta yaklaşık 250 milyon nüfuslu ve nükleer silaha sahip kardeş Pakistan

Yan yana geliyor müthiş bir birliktelik

Üstelik Türkiye NATO’dan ayrılmadan, Batı ile ilişkilerini koparmadan bunu yapıyor.

Reuters’ın aktardığına göre Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da anlaşmanın kolektif savunma mantığını NATO’nun 5. maddesine teknik açıdan benzetirken, herhangi bir ülkeyi hedef almadığını özellikle tüm dünyaya vurguluyor.

Bunun ileride ne kadar etkili işleyeceğini elbette zaman gösterecek bu doğru

Ben bugün yeni bir NATO kuruldu Türkiye artık dünyanın merkezi oldu gibi cümleler kurmayı doğru bulmam

Devlet işlerinde imzadan çok uygulamaya bakılır

Ama aynı şekilde böyle bir gelişmeyide kimse küçümsemeye kalkmasın yanlış olur

Çünkü devletlerin uluslararası ağırlığı yalnız bugün ellerinde bulunan güçle değil, yarın hangi masaları kurabilecekleriylede ölçülür.

Ve işte tam burada Recep Tayyip Erdoğan gerçeğiyle karşılaşıyoruz.

ERDOĞAN PARADOKSU

Belki Türkiye’nin bugünkü siyasetini anlatan en ilginç soruda burada karşımıza çıkıyor

Bir tarafta yaklaşık çeyrek asırdır ülkeyi yöneten ve dış politikada Türkiye’nin hareket alanını genişletmeye çalışan bir lider

Diğer tarafta toplumun önemli bir bölümünde

25 yıldır neden hala gitmedi?

duygusu.

Peki bu iki gerçek aynı anda nasıl var olur?

Aslında olabilir.

Çünkü demokraside seçmen yalnız dış politikaya bakarak oy vermez.

Cebine bakar.

Adalete bakar.

Hayat pahalılığına bakar.

Çocuklarının geleceğine bakar.

Devlet kurumlarına duyduğu güvene bakar.

Özgürlüklerine, liyakate ve yönetenlerin üslubuna bakar.

Ve burada uzun süreli iktidar siyaseti biliminde iyi bilinen bir başka olgu ortaya çıkar

iktidar yorgunluğu.

Aynı lider ne kadar başarılı işler yaparsa yapsın, toplumun bir kesiminde zamanla değişim başlı başına siyasi bir talebe dönüşebilir.

Birde bunun karşı tarafı vardır

NEGATİF PARTİZANLIK

İnsanların yalnız kendi partilerini desteklemeleri değil, karşı taraftan o derece uzaklaşmalarıdırki karşı tarafın yaptığı olumlu işleri kabul etmek dahi kendi siyasi kimliğinden taviz vermek gibi algılanabilir.

İşte Türkiye’nin sıkıntılarından biri bana göre tamda burada.

Bir tarafta Erdoğan’ın yaptığı her şeyi doğru kabul edenler

Diğer tarafta Erdoğan’ın yaptığı herhangi bir şeyde doğru bulmayı neredeyse imkansız görenler.

Oysa devlet asla böyle değerlendirilmez

2002’DEN 2026’YA BAKINCA

Recep Tayyip Erdoğan’ın 24 yıllık iktidarının tarihi yazılırken elbette yalnız başarılarıyla yazılmayacak

Ekonomik krizleride yazacaktır.

Enflasyonuda

Toplumsal kutuplaşmayıda

Hukuk ve kurumlar hakkındaki tartışmalarıda

Yanlış dış politika hesaplarınıda

Türkiye’nin hala çözemediği yapısal meseleleri de

Ama aynı tarih, başka şeyleride yazacak

Türkiye’nin savunma sanayiinde ulaştığı noktayı

İHA ve SİHA teknolojilerindeki yükselişi

Karadeniz’den Kafkasya’ya, Afrika’dan Orta Asya’ya genişleyen diplomatik erişimi

Türk Devletleri Teşkilatı’nın giderek daha görünür hale gelmesini

Türkiye’nin aynı anda NATO üyesi olup Rusya’yla konuşabilmesini, Ukrayna’yı desteklerken Moskova’yla diplomasi yürütebilmesini Körfez’le, Afrika’yla, Balkanlar’la ve Türk dünyasıyla farklı kanalları açık tutabilmesini

Bunların tamamını yok sayarak Erdoğan döneminin Türkiye’sini anlatmak tarih değil siyasi tercih olur.

Tıpkı bütün sorunları görmezden gelip 24 yılı yalnız başarı hikayesi olarak anlatmanında tarih olamıyacsğı gibi.

Hakkını teslim etmek ama eleştirme hakkından vazgeçmemek.

MEKKE’NİN ASIL ANLAMI

Resmi metin kolektif caydırıcılığı, savunma iş birliğini ve bir üyeye yapılan silahlı saldırının tümüne yapılmış sayılmasını öngörüyor.

Burada en önemli mesele şu

Türkiye hiçbir eksenin uydusu olmamalı

Ne yalnız Batı’nın

Ne yalnız Doğu’nun

Ne Rusya’nın

Ne Çin’in

Ne Arap dünyasının

Türkiye NATO üyeliğini, Avrupa’yla ilişkilerini, Türk dünyasıyla tarihi bağlarını, İslam coğrafyasıyla ilişkilerini ve Asya’daki yeni ekonomik merkezlerle iş birliğini aynı anda yönetebilecek kadar tecrübeli bir devlet.

İşte devlet aklı tam burada gerekli

İttifak kurmak ama iradeni teslim etmemek.

30 AĞUSTOS BİZE TAMDA BUNU SÖYLÜYOR

104 yıl önce Mustafa Kemal’in ordularının kazandığı zafer bize yalnız bir toprak bırakmadı.

Bir irade bıraktı.

Kendi kararını kendin verme iradesi.

Bugünün dünyasında bunun karşılığı yalnız tüfek, tank veya uçak değildir.

Teknolojidir

Ekonomidir

Savunma sanayiidir

Diplomasidir

Enerjidir

Ve gerektiğinde farklı dünyalar ile aynı masada buluşturabilme kabiliyetidir

Mesele Türkiye’nin geleceğidir.

30 Ağustos’un bize bıraktığı emanetede böyle bakıyorum

Geçmişin zaferleriyle övünürken geleceğin gücünü inşa etmek.

Ve bunu yaparken aklımızı hiçbir siyasi lidere, hiçbir ideolojiye, hiçbir yabancı başkente teslim etmemek.

Çünkü benim yıllardır söylediğim gibi

Türkiye, Doğu’nun en Batı, Batı’nın en Doğu ülkesidir.
Güney için Kuzey’den, Kuzey için de Güney’den vazgeçemeyiz.
Biz Avrupa Birliği ülkelerine değil, ilkelerine talibiz.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu ülkenin bağımsızlığı için mücadele eden bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

Onlardan aldığımız bağımsız Türkiye’yi, bizden sonraki nesillere daha güçlü bırakabilmek dileğiyle.

104 yıl önce kazanılan Büyük Zafer, bize yalnızca bir vatan değil kendi geleceğine kendisi karar veren bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti bıraktı.

Bugün bize düşen görev, o emaneti yalnız korumak değil bilimde, ekonomide, teknolojide, savunmada ve diplomaside dahada güçlendirerek gelecek nesillere teslim etmektir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Büyük Zafer’in ikinci yıldönümünde söylediği şu söz, bugün bile hala yolumuzu aydınlatıyor

“Hiç şüphe etmemelidirki, yeni Türk Devleti’nin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı.”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
30 Ağustos 1924, Dumlupınar

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu vatanı bize emanet eden bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve sonsuz saygıyla anıyoruz

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.

Türkiye Cumhuriyeti, Büyük Zafer’den aldığı bağımsızlık ruhuyla kendi kararlarını kendisi veren, dünyada sözü dinlenen, güçlü, müreffeh ve barıştan yana bir devlet olarak sonsuza kadar yaşasın.

Ne mutlu Türk’üm diyene!

Mustafa Berk
30 Ağustos 2026